V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, kötüniyet ve tescilsiz markaya, üstün/öncelik hakkına dayalı davalı adına tescilli 2020/11588 sayılı, "..." ibareli markanın hükmen devri, mümkün olmadığı takdirde markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkini istemine ilişkin olup; uyuşmazlık, hükümsüzlüğü istenen davalı markasının başvurusunda kötü niyet bulunup bulunmadığı, davacının bu işaret üzerinde SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında öncelik/üstün hakkının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Karşı dava ise, davalı-karşı davacı adına tescilli 2020/11588 sayılı, "..." ibareli markaya yapılan tecavüzün önlenmesi istemine ilişkin olup, uyuşmazlık davacının tescilsiz kullanımlarının, dava konusu davalı adına tescilli markaya tecavüz teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Asıl davaya yönelik temyiz itirazları bakımından; 6765 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 7. maddesinde, marka tescilinden doğan hakların münhasıran marka sahibine ait olacağı belirtilmekle birlikte, aynı Kanun'un 6/3 maddesi uyarınca önceye dayalı tescilsiz bir işareti markasal kullananların itirazı üzerine marka başvurusunun reddedileceği ve yine SMK'nın 6/9. hükmü uyarınca da kötüniyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceği belirtilmiştir. SMK'nın 25/1. maddesinde ise SMK'nın 6. maddesinde sayılan bu hallerin mevcut olması durumunda mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği düzenlenmiştir.
SMK'nın 6/3. maddesi gereğince önceye dayalı tescilsiz işaret kullanımının hükümsüzlük hali olarak değerlendirilebilmesi için, işaretin ticaret sırasında markasal olarak belirli oranda ayırt edici hale gelecek şekilde kullanılması gerektiği gibi, bu durumun hükümsüzlüğe etkisi de ancak fiilen kullanılan mal veya hizmetler yönünden olacaktır. Nitekim Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (24.01.2023 tarih ve 2021/8688 E., 2023/495 K. sayılı ilamı)
Yine SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetli marka başvurusu, hak sahibi olunmadığı bilinmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde başvuru yapılması durumunda söz konusu olacaktır (Ozan Can, Türk Hukukunda Kötüniyetli Marka Başvuru ve Tescilinde İptal ve Hükümsüzlüğün Kapsamı Üzerine Düşünceler, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2015, Cilt:1, Sayı:1, s.51).
Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli, 2008/11-501 E. ve 2008/507 K. sayılı kararı).
Somut olayda davacı, dava konusu işaretin tescilsiz kullanımına dayalı olarak, davalıya karşı ikame ettiği işbu davada markanın hükümsüzlüğünü istemiş, delil olarak da işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı, gıda üretim izin belgesi, işletmesine ait bir takım kayıt belgeleri, işletme adının "..." olarak senelerdir kullanıldığını gösterir fotoğraflar, "tatlı" emtiasının satışına ilişkin faturalar ve kayıtlara dayanmıştır.
Dairemiz uygulamalarında bir işaretin başkası tarafından tescilsiz marka olarak kullanılması ile bir başkasının tescilli markasının aynısının bir başkası tarafından tescil edilmesi, tek başına kötüniyet olarak kabul edilmemektedir.
Dolayısıyla, davalının, davacının markasal olarak tescilsiz kullandığı "..." işaretinin aynısını marka olarak adına tescil ettirmiş olması, tek başına, marka başvurusunu kötüniyetle yaptığını göstermez. Zira marka başvurusunda kötüniyetin oluşabilmesi için, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve 2008/501 E., 2008/507 K. ve 17.06.2021 tarihli ve 2017/11-25 E., 2021/778 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere markayı kullanma amacı olmadığı halde rakiplerinin kullanımını engelleme, şantaj ve yedekleme yapma gibi hallerden birinin bulunması gerekmektedir. Somut olayda ise, marka tescilinde kötüniyet oluşturabilecek bir hal bulunmadığı anlaşılmaktadır. O nedenle, marka tescil başvurusunda kötüniyet bulunduğunun kabulü doğru olmamıştır.
Somut olayda, davacı tarafından sunulan delillerin içeriği "tatlı" satışına ilişkin davalı adına tescil edilmiş ve hükümsüzlüğü istenen "..." ibareli marka ise 30, 35 ve 43. sınıflar kapsamında tescillidir.
Mahkemece, davacının işareti markasal kullandığı mal ve hizmetlerde önceliği/üstün hakkı olduğunun kabul edilmesi ve davacının fiili olarak kullandığı bu mal-hizmetler yönünden davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi doğru olmakla birlikte, davacının kullanımı kapsamında olmayan mal ve hizmetler yönünden davalının kötü niyetli olduğu kabul edilerek davanın tümden kabulü ile tüm mal ve hizmetler yönünden de markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Şu halde Mahkemece yapılacak iş, hükümsüzlüğü istenen davalı markasının 30, 35 ve 43. sınıflarda tescilli olduğu gözetilerek, davacı şirketin fiili iştigal alanı belirlendikten sonra, iki marka uzmanı ve bir sektör bilirkişisinden oluşan bilirkişi heyeti marifetiyle, davacının dayandığı "..." ibaresinin markasal kullanıldığı mal veya hizmetlerin tespiti ve markasal kullanımın tespiti halinde sadece kullanımı tespit edilen mal veya hizmetler yönünden hükümsüzlük kararı vermekten ibaret iken, anılan hususlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
2.Yapılacak bu araştırma sonucunda markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin verilecek karara göre markaya tecavüz istemli karşı davanın değerlendirilmesi gerekmekte olup, bu nedenle davalı-karşı davacının asıl dava ve karşı davaya yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı-karşı davacının temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.