V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ret kararı verilirken ne sebeple 6100 sayılı Kanunun 202. maddesi kapsamında sunulan delillerin delil başlangıcı olarak değerlendirilmediğine yer verilmediğini, dosyaya sunulan birçok belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, Mahkemenin delil başlangıcı niteliğindeki delillere itibar etmeyerek tanık dinletilmesinin ve bu yolla da adi ortaklığın tanıklar ile ispatını engellediğini, davalının tarafların ortak değil, müvekkilinin danışman veya işçi olduğuna dair çelişkili beyanları bulunduğunu, isticvap taleplerinin reddedildiğini, Mahkemece davalının çelişkili beyanlarının araştırılmadığını, adi ortaklığın varlığını ispat edecek her dökümanın belge niteliğinde olduğunu, ortaklığın ... şeklinde taraf soyadlarından teşekkül etmesi, dava dışı ... Beton Şirketi ile yapılan sözleşmeye tarafların beraberce imza atması ve taraf isimleri altında sözleşme metninde müteahhit yazması, inşaatta kullanılan malların müvekkili tarafından alındığını gösterir sevk irsaliyeleri, arsa sahiplerine verilen teminat senetlerinde müvekkilinin de kefil sıfatıyla imzasının bulunması, müvekkiline yapılan yüksek meblağlı ödemeler ve dava dışı arsa sahiplerinden alınan vekaletnamelerin açıkça tarafların adi ortak olduğunu gösterdiğini, davalının müvekkili ile yaptığı 4 inşaata ... ismini koymuş iken, bu adı ortaklık öncesi ve sonrasında hiçbir inşaatta kullanmadığını, ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında mevcut olduğu iddia edilen adi ortaklığın feshi ve ortaklığın tasfiyesi ile davalı tarafın katkı payının davacı tarafından ödenmesi kaydıyla tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi gereğince herkes iddiasını ispatla yükümlüdür.
6100 sayılı Kanununu 190. maddesi; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklindedir.
Aynı Kanunun 31. maddesinde, hâkimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup, anılan madde uyarınca, hâkimin uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir.
Yine anılan Kanunun 169 ve devamı maddelerinde isticvap müessesesi düzenlenmiş olup, isticvap; bir tarafın kendi aleyhine olan vakıalar hakkında mahkeme tarafından sorguya çekilmesidir. Bir taraf, ancak kendi aleyhine olan vakıalar hakkında isticvap edilebilir. İsticvap davetiyesi ile, isticvabına karar verilen tarafın, hangi vakıalar hakkında isticvap olunacağı, geçerli özrü olmaksızın gelmediği ya da gelip de sorulan sorulara cevap vermediği takdirde, sorulan soruları ikrar etmiş sayılacağı kendisine bildirilir. Bu davetiyenin usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesine rağmen, taraf oturuma gelmez ise, isticvap konusu vakıaları kabul etmiş sayılır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620/1 maddesine göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir.
Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Kanun'un 620. maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, 6100 sayılı Kanunun 200. maddesinde düzenlenen parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak, senetle ispat zorunluluğu geçerlidir.
6100 sayılı Kanun'un 202. maddesinde ise; ''(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı, davalı ile aralarında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, bu çerçevede inşaatın yapılacağı dava dışı arsa sahiplerinin işlerin yürütülmesi amaçlı tarafına vekaletname verdiklerini, dairelerin satışı için hazırlanan afişlerde kendisine ait telefon numarasının bulunduğunu, yine inşaatların isminin de ''... '' İnşaat olup tarafların soyadlarının birleşiminden oluştuğunu, dükkan satışı için yapılan sözleşmede taahhüt eden ibaresinin altında davalı ile birlikte imzasının bulunduğunu, yine dava dışı ... Beton Şirketi ile akdedilen sözleşmeyi de davalı ile birlikte imzalandığını, dava dışı arsa maliklerinden birine teminat olarak verilen senette kefil olduğunu, bu belgelerin ortaklık iddiasını ispatladığını ileri sürmüş, davalı ise; davacı ile arasında danışmanlık ve aracılık ilişkisi bulunduğunu, taşınmazlarla ilgili tüm resmi işlemlerin kendisi adına yapıldığını, davacıya yapılan ödemelerin danışmanlık hizmeti karşılığında yapılan ödemeler olduğunu, banka havalelerinin açıklama kısmında '' ustalık ücreti'' ibarelerinin yer aldığını, davacının Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde isminin bulunmadığını, yapılan işler davacının gözetiminde yapıldığından afişte davacının telefon numarasının bulunduğunu, teminata kefil olmasının davalının ödeme gücüne duyduğu güvenden kaynaklandığını, bir daire ve bir dükkan satışına ilişkin sözleşmede müteahhit firma ibaresinin altında davacının da imzasının bulunmasının müşteriler ile doğrudan davacının muhatap olmasından kaynaklandığını, davacının getirdiği müşteriler bazında prim ücreti aldığını belirtip ortaklık iddiasını kabul etmediğini belirtmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; davanın 6100 sayılı Kanunun 200. maddesi uyarınca senetle ispat kuralına tabi olup, dosyada yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge bulunmadığı ve davalının tanık dinlenmesine de muvafakat etmediği, davacıya yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen bu hakkı kullanmadığı ve sonuç itibariyle davacının ortaklık iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilip, bu karara yönelik davacının istinaf istemi de aynı gerekçelerle esastan reddedilmiş ise de, davacı tarafından dosyaya sunulan 07.09.2016 tarihli ''Daire Satış Sözleşmesi'' incelendiğinde; taahhüt eden olarak davacı ve davalının isim ve imzalarının bulunduğu, yine dosya kapsamında yer alan 24.07.2015 tarihli dava dışı ... Beton Şirketi ile akdedilen ''Hazır Beton Sözleşmesi'' nde de alıcı olarak davacı ve davalının inşaat müteahhidi sıfatları ile imzalarının bulunduğu, davalı tarafça söz konusu belgeler altında yer alan imzalara itiraz edilmediği de nazara alındığında, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki söz konusu belgeler uyarınca eldeki davada tanık deliline başvurulabileceği sabittir.
Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince; eldeki davada 6100 sayılı Kanunun 31. maddesi uyarınca davayı aydınlatma yükümlülüğü ve bahsi geçen 07.09.2016 tarihli ''Daire Satış Sözleşmesi'' ve 24.07.2015 tarihli dava dışı ... Beton Şirketi ile akdedilen ''Hazır Beton Sözleşmesi'' nin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu gözetilerek, öncelikle taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığı, davacının varlığını iddia ettiği ortaklığa hangi unsur ve koşullar ile katkıda bulunduğu ya da aralarındaki iş ilişkisinin niteliğinin tespiti yönünden 6100 sayılı Kanunun 169 ve devamı maddeleri uyarınca taraflara usulüne uygun şekilde isticvap davetiyesi tebliğ edilip duruşmada isticvap edilmeleri, sonrasında eldeki davada yazılı delil başlangıcı niteliğinde belgelerin bulunması nedeniyle taraf tanıklarının beyanları tespit edilip dosya kapsamındaki tüm deliller bu doğrultuda yeniden değerlendirildikten sonra sonucuna uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.