V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili; davalı YEDAŞ'ın kusursuz kabul edilmesinin yerinde olmadığını, desteğin etkin kusurlu kabul edilmesinin dosya kapsamına göre haksız olduğunu, kusursuz sorumlu olan davalı YEDAŞ yönünden illiyet bağının kesilmediğini, ceza dosyasında alınan ve davalı YEDAŞ'ın kusurlu olduğunu belirten raporun değerlendirilmediğini, 30.03.2020 tarihli raporda belirtildiği üzere davalı ...'in %60, YEDAŞ'ın %20 ve desteğin %20 kusurlu oldukları kabul edilerek karar verilmesi gerektiğini, yeni asgari ücret beklenmeden karar verilmesinin de hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatların düşük olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ... vekili; elektrik direğinin kaldırılması için 6 kez dilekçe verildiğini, kazadan hemen sonra direklerin ve elektrik hattının güzergahının değiştirildiğini, dolayısıyla davalı YEDAŞ'ın kusursuz kabul edilemeyeceğini, tanık beyanları ile sabit olduğu üzere tüm uyarılara rağmen üst kata çıkan ve çalışma yapan desteğin kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğini, kaldı ki asıl sorumlunun işi alan dava dışı Bekir olduğunu, Mahkemece bu hususun da değerlendirilmediğini, hükmedilen maddi ve manevi tazminatların çok yüksek olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, elektrik çarpması nedeniyle desteğin ölümünden kaynaklı destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme" kenar başlıklı 71. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur."
2. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin "İkinci" bölümünün "Genel Hükümler" başlığı altındaki "Kuvvetli akım tesislerinin güvenliği" alt başlığında yer alan 5. maddesi şöyledir:
"Kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır.
Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.".
Aynı Yönetmeliğin ’bakım ve onarım’’ başlıklı 27. maddesi; "Tesislerin ve aygıtların teknik belgelerinde belirtilen aralıklarda bakım ve onarımları yapılmalıdır. Yapılan bakım ve onarımlar kalıcı bir şekilde kaydedilmelidir.";
36. maddesinin 'Dokunmaya ya da rastgele dokunmaya karşı korunma:' başlıklı (c) bendinin 1 inci fıkrası; 'Açık hava tesisleri görevli olmayan kimselerin giremeyeceği biçimde kilitli olarak yapılmalıdır.",
"Kuvvetli akım tesislerine girmek" başlıklı 59. maddesi;
"Kuvvetli akım tesislerine meslekten olmayan kimselerin girmesine ve özel gereçler olmadan bunlara dokunulmasına izin verilmez.
Ayrıca tesislerin girişinde işletme personeli için gerekli iş güvenliğimalzemeleri her zaman hazır bulundurulacaktır.
Bu tesislere herhangi bir nedenle geçici olarak herkesin girmesine izin verilirse, meslekten olmayanların, tehlikeye uğramasını önleyecek önlemler alınacaktır.
Kuvvetli akım tesislerine girilmesi ziyaretçiler için tehlikeli olacaksa bunların ancak işletme tarafından özel olarak görevlendirilmiş olan ve tesisleri tanıyan bir kimsenin gözetimialtında küçük topluluklar halinde girmesine izin verilir.";
Kuvvetli akım tesislerinin denetimi ve güvenliği başlıklı 67. maddesinin (b) bendi ise; "İşletme tarafından tesisin özellikleri göz önüne alınarak belirli aralıklarla denetleme ve yoklamaların süresi hiç bir zaman 2 yılı geçmemelidir.
Yoklama ve bakımların sonuçları düzenli olarak kaydedilmelidir." şeklinde düzenlenmiştir.
3. Kusur aranmaksızın sorumluluğun düzenlendiği haller, kusursuz sorumluluk halleri olarak ifade edilmektedir. Doktrinde kusursuz sorumluluk hallerinin olağan sebep sorumluluğu-tehlike sorumluluğu şeklinde ikili ayırıma tabi tutarken, 6098 sayılı Kanun tarafından açıklanan hakkaniyet sorumluluğu-özen (sebep) sorumluluğu-tehlike sorumluluğu şeklinde ayırıma tabi tutulduğu görülmektedir. Denetleme ve gözetimde özen (cura in custodio) gereği, kusur unsur olarak aranmaz.
4. 6098 sayılı Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasına göre; "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur." Açıklanan yasal düzenleme uyarınca, tehlikeli işletme sahibi ve varsa işleten, zararlandırıcı sonucun doğmasına yol açan enerji hattının yapım ve bakım eksikliklerinden kaynaklanan zararlardan sorumludur. Sorumluluktan kurtulmanın olumsuz koşulu ise, zarar ile yapım bozukluğu ve bakım eksikliği arasındaki illiyet bağının kesilmiş olmasıdır.
5. Tehlike sorumluluğunun dayandığı temel ilke "Tehlike İlkesi" dir. Tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluğun doğması için, tehlikeli bir olgu ve meydana gelen zarar ile söz konusu tehlikeli olgu arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Tehlikeli bir faaliyeti ile başkasına zarar veren kimse, bu zararın ortaya çıkmasında hiç kusuru olmasa bile sorumludur. Dolayısıyla mahiyeti gereği tehlike oluşturan bir girişimde bulunan kimse, kusurlu olmasa dahi, girişimin neden olduğu zararları tazmin etmek zorundadır.
6. Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira, bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, yine de çoğu zaman zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple, sorumluluğunun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından; bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15).
7. Sorumluluk hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda, kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Uygun illiyet bağı ancak üç halde kesilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusurudur.
8. Kusursuz sorumlulukta, zarar gören kişinin kusurun varlığını ispat etme zorunluluğu yoktur. İşletme sahibi veya işletenin meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için kusuru aranmaz. Aksine kusursuz sorumlu olan davalının, olayla zarar arasında illiyet bağının bulunmadığını kanıtlaması gerekir. Ancak, aynı zamanda sorumlu kişinin zararın doğumunda kusuru varsa, bu kusur munzam (ek) kusur olarak gözönünde tutulur. Munzam kusur halinde, kusursuz sorumlu kişi illiyet bağını kesen sebeplere dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı gibi tazminat miktarının takdirinde bu kusur gözönünde tutulabilecektir.
9. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 5. maddesinde; "Kuvvetli akım tesisKuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır.
Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır." denilmiştir.
10. Bu bağlamda; elektrik iletim ve dağıtım şirketleri, elektriğin iletildiği hatları denetlemek ve kontrol etmekle yükümlüdür.
11. Dava konusu olayın gerçekleştiği inşaat sahasında yer alan ENH'nin, taşınmaz üzerinden geçişinin her hangi bir geçit irtifakına dayanmadığı gibi yapılacak olan inşaata engel teşkil ettiğinden diğer davalı inşaat sahibince inşaat alanı üzerinde bulunan OGH/ENH hattı elektrik güzergahının değiştirilmesi ve enerji nakil hatlarının kaldırılması istemiyle davalı ... şirketine davaya konu olay öncesinde başvuruda bulunduğu halde davalı ... şirketinin inşaat mahallinde inceleme yapıp bir yıl sonrası yatırım planına aldığı, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğine uygun olmayacak şekilde ahşap direkler üzerine hattın alınarak sorunun çözümünün geçiştirildiği davaya konu elektrik çarpılması olayı sonrasında ise ancak hattın tehlikeliliğinin ortadan kalkacak şekilde güzergah değişimi gerçekleştirilmiştir.
12.Davalı şirket, bölgede elektrik enerjisinin iletim ve dağıtımını yerine getirmektedir. Bu faaliyet, varlığı ve niteliği itibariyle bir tehlike ve dolayısı ile zarar ihtimali taşıdığından, davalı ... şirketinin sorumluluğu, bir sebep sorumluluğu olan kusursuz (objektif) sorumluluktur. Davalı ... kendisine yapılan müracaatla taşınmazda geçit irtifakı oluşturmadan inşaat sahası üzerinde elektrik hattının bulunduğu konusunda bilgilendirilmiş ise de inşaat çalışması sırasında gerekirse tehlike oluşturan hattın elektriğinin kesilmesi, inşaatın ruhsata aykırı yapıldığı durumda il özel idaresine başvuru yolu ile engel olabileceği halde buna tevessül edilmediği gibi inşaat sahibinin inşaat sahasında tehlike oluşturan hattın kaldırılmasına ilişkin başvurunun yapıldığı halde tehlikelilik halinin ortadan kaldırılacak şekilde çözüme kavuşturulmamıştır. Olayda zarar gören mütevvefanın dikkatsizliği ile inşaat sahibinin kusuru olsa bile elektrik hattının işletilmesi ile ölümün meydana gelmesi arasındaki uygun illiyetbağını kaldıracak ağırlıkta olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mütevvefa kusuru için mütefarık kusur kabulü ile tazminat tutarından indirim sebebi oluşturabilir. İnşaat sahibi olan diğer davalı ile dağıtım şirketinin kusuru ise ancak tazminatın ödenmesi sonrasında sorumlular arasında görülecek olan rücu davasında değerlendirilmesi mümkündür.
13. Ayrıca davalı YEDAŞ çalışanlarına karşı açılan ceza dosyasında çalışanlar yönünden verilen beraat kararının delil yetersizliğine dayandığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin hükme esas alınan 03.09.2021 tarihli bilirkişi raporu ile giderildiğinin kabul edilemeyeceği, zira davalı YEDAŞ'ın yukarıdaki maddeler uyarınca meydana gelen olayda kusursuz sorumlu olduğu, gibi yine kazanın meydana geldiği dördüncü katın çalışmaya uygun olmamasına rağmen nakil hattının güzergahı değişinceye kadar inşaat çalışması sırasında davalı YEDAŞ'ın nakil hattının elektriğinin kesilmediği, resmi mercilere müracaatla inşaatı durdurmadığı gibi gerekli denetim ve uyarı yükümlülüklerini de yerine getirmediği sabit olduğundan, davalı YEDAŞ yönünden illiyet bağının kesildiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmakla, bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
14.Yine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 56/2 maddesi uyarınca; hâkimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir.
Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.
15.Somut olayda; manevi tazminat miktarının tayini yönünden, meydana gelen olayın oluş şekli, biçimi, ölenin yaşı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacı anne ile çocuklarda oluşturduğu üzüntünün elem ve derecesinin aynı oranda olamayacağı da dikkate alınarak, davacıların manevi dünyalarında oluşan yıkımı, acıyı ve kederi bir nebze de olsa giderici ve hafifletici olması açısından, hakkaniyete uygun bir miktar tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davacı eş ve çocuklar için aynı miktarda ve düşük oranda manevi tazminatlara hükmedilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
16.Bozma nedenine göre, davacılar vekili ile davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.