V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına ve ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; verilen kararın kesin olmadığını, taşınmazların tamamının değeri üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, bu durumda dava değerinin temyiz kesinlik sınırının üstünde olacağını, muris muvazaası iddialarının kanıtlandığını, davacının saklı payının ihlal edildiğini, ek kararın ve kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtip ek kararın kaldırılması ile kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, trafik kaydının iptali ve tescil mümkün olmazsa tenkis ve alacak isteklerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 140/3. maddesi,
01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı,
Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 640, 706 ve 560 ilâ 571. maddeleri,
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. maddesi,
Tapu Kanunu'nun 26. maddesi.
3. Değerlendirme
Hemen belirtilmelidir ki; HMK’nın 140/3. maddesinde; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” hükmü düzenlenmiş olup İlk Derece Mahkemesince ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirildiği, taraf vekillerinin duruşmada hazır bulundukları ve tutanağı imzaladıkları gözetildiğinde, anılan düzenleme gereğince uyuşmazlığın belirtilen hukuki sebep esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1938 doğumlu muris ...'un 05.01.2020 tarihinde öldüğü, geride mirasçıları olarak oğlu davacı ..., oğlu davalı ... ve kendisinden önce ölen oğlu...'ten torunları olan davalılar ..., ... ve... ile dava dışı eşi ... ve dava dışı çocuğu.....'nin kaldığı; dava konusu 1086 parsel sayılı taşınmaz muris ve kardeşleri adına verasette iştirak halinde kayıtlı iken muris dahil olmak üzere tüm mirasçıların taşınmazdaki paylarını dava dışı ...'a (davacının eşi) 24.10.2014 tarihinde satış suretiyle temlik ettikleri,....'nın da taşınmazı 06.04.2016 tarihinde dava dışı ...'e, Ali'nin de 30.05.2016 tarihinde davalı ...'ya devrettiği, 205, 209, 360 parsel sayılı taşınmazlar ile 1794 ada 13 parseldeki A Blok 9 nolu bağımsız bölümün davalı ... tarafından sırasıyla 25.01.2018, 18.12.2015, 30.05.2011 ve 11.08.2009 tarihlerinde dava dışı kişilerden satın alındığı, bu taşınmazlar bakımından muris tarafından yapılmış bir temlikin bulunmadığı, davaya konu traktörün 11.09.2012 tarihinde davalı ... adına tescil edildiği, öte yandan 1176 ada 2 parseldeki B blok 2 nolu bağımsız bölüm muris adına kayıtlı iken 29.01.2009 tarihinde dava dışı ...'a satış suretiyle temlik edildiği, dava dışı ...'nın da taşınmazı 01.10.2010 tarihinde bir kısım davalıların murisi...'e devrettiği, 461 ada 109 parseldeki 10 nolu bağımsız bölüm de muris adına kayıtlı iken 12.03.2008 tarihinde dava dışı ... Otomotiv... Şirketi'ne satış yoluyla temlik ettiği, taşınmazın dava dışı Şirket tarafından da 02.03.2010 tarihinde yine bir kısım davalıların murisi...'e devredildiği, ...'ün ölümüyle taşınmazların mirasçıları olan davalılar ..., ... ve...'a intikal ettiği anlaşılmaktadır.
Temyiz konusu değerin kesinlik sınırının altında olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2023 tarihli ek kararına yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1.b. bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Davacı, öncelikli olarak dava konusu taşınmazların tapu kayıtları ile traktörün trafik kaydının iptaliyle muris ... mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... adına kayıtlı dava konusu 1086, 205, 209, 360 ve 1794 ada 13 parseldeki A Blok 9 nolu bağımsız bölüm ile traktörün dava tarihindeki keşfen saptanan değerleri toplamı 1.061.747,23 TL; ... mirasçıları olan diğer davalılar adına kayıtlı dava konusu dava konusu 1176 ada 2 parseldeki B blok 2 nolu bağımsız ve 461 ada 109 parseldeki 10 nolu bağımsız bölümün keşfen saptanan değerleri toplamı ise 632.343,80 TL'dir. Davanın terekeye iade istekli olduğu gözetildiğinde, anılan değerlerin Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin üzerinde olduğu anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2023 tarihli ek kararının ortadan kaldırılması gerekir.
Davacı vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere; miras ortaklığını düzenleyen TMK'nın 640. maddesinde "Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır." hükmü düzenlenmiştir.
Öte yandan; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK'nın 706, TBK'nın 237, ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
01.04.1974 tarihli ½ sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, konusu ve sonuç bölümü itibarıyla mirasbırakanın kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır. Mirasbırakanın gerçekte bedelini bizzat ödeyip üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazı mirastan mal kaçırmak amacıyla tapu siciline yarar sağlamak istediği kişi adına kaydettirmesi halinde, diğer bir söyleyişle bedeli ödenerek "gizli bağış" şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur. Bunun yanı sıra, karara yorum yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama olanağı sağlanamayacağı, koşulları var ise tenkis istenebileceği Hukuk Genel Kurulunun 30.12.1992 tarihli 586/782; 21.9.1994 tarihli 248/538; 21.12.1994 tarihli 667/856; 11.10.1995 tarihli 1995/1-608 sayılı kararlarında belirtilmiş, Dairenin yargısal uygulaması da bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 571/1. maddesi “Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. ” hükmünü amirdir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup hakim tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır.
Somut olayda, dava terekeye iade talepli açılmış olup muris ...'un ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyetine tabidir. Davacı tüm mirasçılar adına tek başına dava açabilirse de, böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Bu durumda öncelikle dava dışı mirasçıların davaya katılımlarının veya muvafakatlerinin sağlanması ya da TMK'nın 640. maddesi gereğince terekeye temsilci atanması için dava açmak üzere davacıya süre verilmesi ve atanacak tereke temsilcisi huzuruyla davaya devam edilmesi, daha sonra davacının taleplerinin yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda sırasıyla incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.