V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Yargıtay Kararı
Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararı ile; davalı işverenin 26.09.2016 tarihinde öğrendiği olay sonrasında 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını aldığı, yapılan son tahkikat işleminin savunma alma işlemi olduğundan 6 iş günlük hak düşürücü sürenin savunmanın alındığı 30.09.2016 tarihinde başlayacağı, buna göre 03.10.2016 tarihinde yapılan feshin süresinde olduğu, bir an için hak düşürücü sürenin Mahkemenin kabul ettiği gibi öğrenme tarihi olan 26.09.2016 olduğu kabul edilse bile 6 iş günlük sürenin son gününün 02.10.2016 gününe yani iş günü olmayan Pazar'a denk geldiği, buna göre 6 iş gününün son gününün 03.10.2016 olduğu, fesih bu tarihte yapıldığından feshin yine süresinde olduğu, ayrıca Dairemizin yerleşik uygulamasına göre hak düşürücü sürenin geçirilmesinin haklılığı ortadan kaldırıp geçerliliğe etki etmeyeceği, Mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olduğu, dolayısıyla davalının feshinin haklı nedene dayandığı ve feshin hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.
D. Bireysel Başvuru
Kesinleşen karara karşı davacı taraf Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
E. Anayasa Mahkemesi Kararı
1. Anayasa Mahkemesinin 16.11.2023 tarihli ve 2019/2609 Başvuru numaralı kararında; Yargıtay kararında, Bölge Adliye Mahkemesinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, oysa İstinaf Mahkemesince; gerekçeli istinaf dilekçesi süresinde olmadığından verilen istinaf başvurusunun reddi kararının, uyuşmazlığın çözümünde önemli olup bu kararın hukuka uygun olup olmadığının Yargıtayca öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği, zira Yargıtay tarafınan istinaf başvurusunun reddi kararının hukuka uygun olduğu tespit edilirse uyuşmazlığın esası ile ilgili bir inceleme yapılamayacağından bu durumun başvurucu lehine sonuç doğuracağını, dolayısıyla başvurucunun gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde sunulmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olduğu iddiasıyla ilgili olarak Yargıtay kararında açık bir gerekçeye yer verilmediği gerekçesiyle, davacı işçinin adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
2. Anayasa Mahkemesince, davacının Anayasa'nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
F. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; iş sözleşmesinin feshinin geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığı ile buna göre davacının işe iadesine karar verilip verilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 6100 sayılı Kanun'un "İstinaf dilekçesi" kenar başlıklı 342 nci maddesi şu şekildedir:
"(1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.
(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.
b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı.
ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.
d) Kararın özeti.
e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.
f) Talep sonucu.
g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.
(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır."
3. 6100 sayılı Kanun'un "İncelemenin kapsamı" kenar başlıklı 355 inci maddesi şu şekildedir:
"(1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir."
4. 4857 sayılı Kanun'un 18, 19, 21 ve 25 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 25.10.2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5521 İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesine göre, İlk Derece Mahkemesinin istinaf edilebilen kararlarına karşı, tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir.
2. 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesi gereğince istinaf dilekçesinde istinaf başvuru sebepleri ve gerekçesi bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun’un 355 inci maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
3. Her ne kadar Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında; Bölge Adliye Mahkemesinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, Yargıtay tarafından istinaf başvurusunun reddi kararının hukuka uygun olduğunun tespit edilmesi durumunda uyuşmazlığın esası ile ilgili bir inceleme yapılamayacağı belirtilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde istinaf edildiği, sadece ayrıntılı istinaf sebeplerinin belirtildiği istinaf dilekçesinin süresinde ibraz edilmediği, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve aynı Kanun'un 355 inci maddesi uyarınca istinaf talebinin reddine karar verildiği, 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde ise istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının; ancak bölge adliye mahkemesince kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu durumun resen gözetileceğinin belirtildiği, bu madde kapsamında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemenin esas bakımından olduğu ve İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Dairemizce, Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu kararın esas bakımından incelenmesi gerekir.
4. Diğer yandan 4857 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde öngörülen 6 iş günlük ve 1 yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkını öğrenmeden itibaren 6 iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü süreyi niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır.
5. Ayrıca 4857 sayılı Kanun'un 7036 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesine göre; işe iade davasının ivedilikle sonuçlandırılması gerekmekte olup Mahkemece verilen karar hakkında temyiz yoluna başvurulması hâlinde, Yargıtayın kesin olarak karar verme yetkisi bulunmaktadır.
6. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yapılan temyiz incelemesi neticesinde; davacının 30.09.2016 tarihinde savunmasını alarak 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi kapsamında iş sözleşmesini 03.10.2016 tarihinde sonlandıran işverenin, 6 iş günlük hak düşürücü sürede fesih hakkını kullanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair kararın üç yönden yerinde olmadığı anlaşılmıştır:
Öncelikle davalı işveren, 26.09.2016 tarihinde feshe konu edilen olayı öğrenmiş olup hak düşürücü süre işlerken 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını almıştır. Yapılan son tahkikat işlemi olan savunma alma işlemi ile hak düşürücü süre kesilmiş olup aynı tarihte yeniden başlayacağından, 03.10.2016 tarihinde yapılan fesih süresindedir.
Kaldı ki bir an için hak düşürücü sürenin başlangıcının İlk Derece Mahkemesinin kabul ettiği gibi öğrenme tarihi olan 26.09.2016 olduğu kabul edilse bile 6 iş günlük sürenin son günü Pazar gününe denk geldiğinden, sürenin sona erdiği tarih 03.10.2016 tarihidir. Fesih, bu tarihte yapıldığından yine süresindedir.
Dairemizin yerleşik uygulamasına göre hak düşürücü sürenin geçirilmesi, haklılığı ortadan kaldırsa da geçerliliğe etki etmeyeceğinden varılan sonuç bu yönüyle de hatalıdır.
7. Feshin haklı veya geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığı konusunda yapılan incelemede; davalı işyerinde eğlence müdürü olarak görev yapan davacının, internet üzerinden iş yapan Viva-Show Production'da kendisini genel müdür, eşini de genel müdür asistanı olarak tanıttığı, yine internet sitesinde davalı Şirkete ait görsellerin kullanıldığı, bir başka ifade ile davacının davalıya ait otelde kendi sorumluluğunda gerçekleşen eğlence aktivitelerini davalının izni ve bilgisi olmaksızın internet üzerinden faaliyet gösteren Viva-Show Production'da kullandığı ve bu yolla ilave iş aldığı, işvereni ile haksız rekabet olarak nitelendirilebilecek davranışlarda bulunduğu, davalı işverenin; bu durumu notere müracaat ile belgelendirdiği ve 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını aldığı, savunma sonrasında işveren ile işçi arasında imzalanmış olan bireysel iş sözleşmesinin 5 inci maddesinin (3) üncü bendinde yer alan “Personel akit süresince ödeme süresi de dahil olmak üzere rekabet yasağı, iş yeri kurallarına uyma ve sır saklama borçlarını yükümlenmiş olur. Personel işverenin işi dışında ücretli ya da ücretsiz olarak başka gerçek ve tüzel kişilerin işinde veya kendi nam veya hesabına çalışamaz.” şeklindeki hüküm gereği 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi kapsamında iş sözleşmesini 03.10.2016 tarihinde feshettiği anlaşılmıştır.
8. Şu hâlde feshin hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı ve haklı nedene dayandığı anlaşılmakla davanın reddi yerine kabulü hatalı olup 4857 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 7036 sayılı Kanun'un 11 inci maddesiyle yapılan değişiklik öncesi düzenlemesi uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.