K A R Ş I OY
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan "haksız tahrik" 29. maddede;
“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmelidir.
Yargıtay haksız tahrik indirimine ilişkin oran belirlenirken olaya ve taraflara ilişkin tüm koşulların gözetilmesi gerektiğini belirtmekle birlikte, Yargıtay Mahkemenin tahrik nedeniyle uyguladığı indirim oranının somut olaya uygun olup olmadığını denetlemektedir.
Mağdurun haksız bir fiili sonucunda hiddet veya şiddetli elem etkisinde kalan failin, tahrik edene karşı bir suç işlediğinde kusurunun azaldığı, iradesinde bir zayıflama meydana geldiği, suç işlemekten kendini alıkoyma yeteneğinin ve ceza sorumluluğunun azaldığı kabul edilmiştir.
Haksız tahriki oluşturan ve faili öfke veya şiddetli elem etkisi altında bırakan haksız fiilin, failin huzurunda veya ona yönelik olarak gerçekleştirilmesi şart olmayıp, faile yönelik olarak gerçekleştirilebileceği gibi, yakınlarına, tanıdıklarına, sevdiği kişilere veya tanımamakla birlikte durumundan etkileneceği üçüncü kişilere karşı da gerçekleştirilmesi mümkündür. Böylece failden başkasına yöneltilen haksız bir fiilin de faili öfke veya elem durumuna sokabileceği kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.03.2008 gün ve 2-42 sayılı kararında; Haksız tahrik nedeniyle indirim yapılabilmesi için, haksız hareketin bizzat maktulden gelmesi ve bizzat sanığa ya da etkileneceği bir yakınına yönelmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
Sanığın "Ben eşimle 9 yıldır evliyim. 2022 yılı Aralık ayında eşimle birlikte evde otururken eşimin telefonuna birden fazla mesaj geldiğini gördüm. Bu mesajların içeriğinin ne olduğunu sorduğumda eşim bir şey olmadığını söyledi. Daha sonra telefonu alıp mesajları incelediğimde ... isimli bir şahsın eşime "hani kocanını yanına gitmeyecektin bana öyle söylemiştin" dediğini gördüm. Daha sonrasına eşime bunun kim olduğunu sorduğumda bilmediğini olayı anlamadığını söyledi. Daha sonrasında ben bu şahsı aradım. Şahıs bana "18 aralıkta ben halamın yanına Zonguldak'a ziyarete gittiğimde eşimi almak için Bursa'ya geldiğini eşimi alarak Ankara'ya götürdüğünü 18 Aralık ile 22 Aralık arasında eşimle beraber Ankara'da kaldıklarını, kendi isminin ... olduğunu, eşim ile tiktok üzerinden 1 yıl boyunca görüştüklerini bildirdi. Bende bunun üzerine eşime defaatle bunun gerçek olup olmadığını sordum eşim her seferinde gerçek olmadığını söyledi. Daha sonrasında ben eşimi İstanbul'a amcasının yanına yolladım. Çocuklarımı da yanıma alarak Zonguldak'a döndüm. Zonguldak'a döndükten sonra eşim ile iletişim kurmaya devam ettim. Ben eşim ile barışmak istiyordum. Ancak eşim her seferinde red ediyordu. Bu arada eşimin konuştuğu ... (0544 724 ...) isimli şahıs beni 1 ocak tarihinden itibaren sürekli telefonla rahatsız ediyordu. Bana "sen bu kadını halen ne yüzle seviyorsun, nasıl bunu yanında tutuyorsun, o beni seviyor" gibi kışkırtıcı ve tahrik edici cümleler söylüyordu. Daha sonrasında eşim çocukları özlediği için geldi. Çocukları alıp İstanbul'a amcasının yanına gitti. Olay günü olan 14.01.2023 tarihinde ben eşim ile barışmak için bir kez daha İstanbul'a geldim. Barışmadan evvel çocuklarıma oyuncak almak için bir avm ye girdim o sırada gözüme bıçak çarptı olur da eşim barışmak istemezse diye eşimi korkutmak amaçlı bıçağı aldım. Daha sorasında eşimle haberleşerek buluştuk. Eşim bana benim öz abim olan ... 'un evinde görüşebileceğimizi söyledi. Eşim ve çocuklarımla abimin evine gittik. Abimin evi -2. Kattadır. Abimin evine vardığımızda abim eşim ile aramızdaki olayları bildiği için bizi eve almadı. Daha sorasında ben çocuklara annenizle baş başa konuşacağım siz yukarı çıkın dedim. Bizde eşimle 1. Katta konuşmaya başladık. Ona onu affedeceğime her şeyi geride bırakacağımızı ve barışmak istediğimi söyledim. Eşim reddetti. Bir kez gözümün içine bakarak söyle dedim. Gözümün içine bakarak bitti dedi. Bende o zaman anlaşmalı boşanalım, çocukları da sana bırakayım, annemin üzerine yemin ederim ki seni rahat bırakacağım dedim. O da bana senin annene de senin anlaşmalı boşanmana da sıçarım diyerek hakaret etti. Benim annem vefat ettiği için gözüm döndü. Eşimi korkutmak için yanımda taşıdığım bıçağı eşimin göğüs kısmına sapladım. Asla öldürme veya derine saplama gibi bir niyetim yoktu. Kendimi kaybettiğim için bu olay yaşandı. Eşim daha sonrasında acı çekerek abi abi diyerek
bağırmaya başladı. Bende bunun üzerine olay yerinden ayrıldım. Doğrudan taksiye binerek karakola gittim ve teslim oldum"
Mahkemede ayrıca "Kapıyı kapattıktan sonra eşim abimin hakkından bana doğru aileme hakaret etmeye başladı. Karaktersiz olduğumuzu sahip çıkmadığımızı söylüyordu. Ben de kendisine daha evvel ailemin önemli olmadığını çoçukların ve bizim önemli olduğunu söylemiştim. Devam eden süreçte eşim çocklarla birlikte bodrum kattan yukarı doğru çıktı 2. katta karşılaştık ben sana demiştim buraya gelmeyelim diye söyledim hakaretlerine devam etti. ...'den bahsetti, çocuklarımı alıp onun yanına gideceğim dedi. Benim erkekliğime laf etti. Senden daha iyi diyerek ...'i kastetti. Erkeklik yönünden daha iyi olduğunu söylüyordu sonrasında kontrolümü kaybettim. Bıçak montumun cebindeydi. Biraz itiş kakış yaşadık. Çocukları alıp gideceğini ve bana göstermeyeceğini üst üste söyledi. Adresini ve izini kaybettireceğini söyledi. İki haftadır psikolojim çok bozuktu ben birşeyleri düzeltmeye çalıştıkça o tam tersine gidiyordu. Tartıştıkça aniden gelişti. Bir an da montumun çebinden bıçağı çıkardım gözümü kapatıp vurdum." şeklindeki savunmasına karşılık,
Mahkemece incelenen mesaj içerikleri dikkate alındığında maktulün ... isimli kişi ile gönül ilişkisinin olduğu, sanığın ... isimli kişi ile mesajlaşma içerikleri dikkate alındığında sanığın bu ilişkinin varlığından haberdar olduğu halde ... isimli kişi ile iletişim halinde olması, sanığın olay günü dahi maktul ile barışmak ve birlikte olmak istediğine dair mesaj içerikleri birlikte dikkate alındığında; sanığın maktulden kendisine yönelen haksız eylemin etkisi ile suçu işlemediği, yine sanığın soruşturma aşamasındaki maktulün kendisine "ne meraklısın boşanmaya, annenin de boşanmanın da içine s.çayım" şeklinde hakaret ettiğini ifade etmiş ise de kovuşturma aşamasında "aileme hakaret etmeye başladı, karaktersiz olduğumuzu sahip çıkmadığımızı söylüyordu, çocuklarımı alıp ...'in yanına gideceğini söyledi, benim erkekliğime laf etti, senden daha iyi diyerek ...'i kast etti." şeklinde soruşturma aşamasında bahsetmediği yeni olaylar ile savunmasını değiştirip genişlettiği, bu haliyle sanığın savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, her ne kadar sanığın abisi tanık ... "...'un anneme hakaret sözlerini duydum." şeklinde beyanda bulunmuş ise de soruşturma aşamasında sıcağı sıcağına alınan beyanında bu husustan bahsetmediği, tanığın beyanına yeni olaylar eklediği, bu haliyle kardeşi olan sanığı suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilmeyerek sanık hakkında haksız tahrik hükümleri uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de;
Aldatılma sonrası kişilerin yaşadığı derin üzüntü, benlik sorgulamaları, yoğun duygu patlamaları ve ani değişimler depresyonun ortaya çıkmasına ve derinleşmesine sebep olabileceği, bu durumda aldatılma sonrası depresyon adı verilen bir süreç başlar ve destek alınmaması halinde aldatılan kişiler için bu olumsuz sarmaldan çıkmak oldukça zor olmakla birlikte yorucu bir dönemi de beraberinde getirdiğinin bilindiği,
Sanığın olay anında "Ona onu affedeceğime her şeyi geride bırakacağımızı ve barışmak istediğimi söyledim" şeklindeki beyanından maktulü daha önceki aldatması sebebiyle affetmiş olduğu anlamının çıkarılamayacağı,
Mağdurun haksız bir fiili sonucunda hiddet veya şiddetli elem etkisinde kalan failin, tahrik edene karşı bir suç işlediğinde kusurunun azaldığı, iradesinde bir zayıflama meydana geldiği, suç işlemekten kendini alıkoyma yeteneğinin ve ceza sorumluluğunun azaldığının kabul edildiği,
Dava konusu olayda maktulün sanığı başka biri ile cinsel ilişkiye girecek şekilde de olmak üzere aldatmış olduğu, bundan dolayı sanığın maktule açmış olduğu boşanma davasının devam ettiği, ancak sanığın çocuklarının geleceğini düşünerek veya aldatmayı hazmetmenin zorluğuna rağmen aralarındaki sevginin etkisi ile maktulle tekrar bir araya gelmeyi denemek istemesine rağmen sanığın ayrıca tanık olmadığı için aksi sabit olmayan "ne meraklısın boşanmaya, annenin de boşanmanın da içine s.çayım"
şeklinde hakaret ettiğini, ayrıca "aileme hakaret etmeye başladı, karaktersiz olduğumuzu sahip çıkmadığımızı söylüyordu, çocuklarımı alıp ...'in yanına gideceğini söyledi, benim erkekliğime laf etti, senden daha iyi diyerek ...'i kast etti." şeklindeki beyanlarının lehine değerlendirilmesi gerektiği, soruşturma aşamasında dile getirilmeyen bir delilin kovuşturma aşamasında dile getirilmiş olmasının o delilin reddedilmesini gerektirmediği, sanığın savunmasının aksinin kanıtlanamadığı, gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve gerekse Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay diğer Ceza Dairelerinin müstakar içtihatlarına göre böyle bir durumda haksız tahrik nedeniyle indirim uygulaması kabul edildiğinden sanık hakkında hakkında haksız tahrik indirimi yapılması gerektiği görüşündeyim.