VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taşınmaz üzerinde bulunan kavak ağaçlarının 4-5 yaşlarında olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle henüz kesim aşamasında bulunmadıklarını, bu nedenle davanın bu ağaçlar yönünden de Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda kabul kararı verilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
2. Davalı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın tamamının Maliye adına kayıtlı olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, bu nedenle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı Kanun'un 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (4721 sayılı Kanun'un 718. m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (4721 sayılı Kanun'un 722, 724, 729 maddeleri), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespitdavası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda; Mahkemece davanın reddi yönünde verilen 01.06.2018 tarihli hüküm, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.09.2020 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozma sonrasında İlk Derece Mahkemesince bozma kararı doğrultusunda davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Bu durumda usuli kazanılmış hak durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1960/5 Karar sayılı ve 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı ilâmlarında açıklandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtay tarafından verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak denilmektedir.
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilâmına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.
Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4738 vd.).
26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın
kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de;
Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 715. Maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. Maddesi gereğince taşlık, orman sayılmayan çalılık, makilik, fundalık, aktif olmayan dere yatağı gibi imar ve ihyaya müsait olan, zilyetlikle kazanılabilen yerlerdeki muhdesat hakkında şartları varsa muhdesatın tespiti davası açılabileceğine, ancak özel mülkiyete konu olamayacak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı gibi zilyetlikle elde edilemeyecek yerlerdeki muhdesat hakkında açılan davaların reddedilmesi gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra; dava konusu 161 ada 47 parsel sayılı taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına kayıtlı olduğu ve hükme esas alınan 21.10.2016 tarihli fen bilirkişi raporunda da davaya konu muhtesatların 161 ada 47 numaralı orman parselinin içinde kaldığı tespit edilmiştir.
Açıklandığı üzere, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan orman parseli üzerinde meydana getirilen muhdesatlara yasallık sağlayacak şekilde tespit kararının verilemeyeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca davacı tarafından, orman vasfındaki taşınmaz üzerinde yapılan muhdesatla ilgili açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.