IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kıyının herhangi bir tahsis işlemine gerek kalmaksızın doğrudan doğruya doğal yapısından ötürü herkesin serbestçe yararlanmasına sunulmuş sahipsiz kamu malı olduğunu, birleştirilen 2014/268 Esas sayılı davanın reddine karar verildiğini ancak Hazine lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hakkaniyete aykırı olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
Bir kısım davalılar (... vd.) vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; kararın vekalet ücreti yönünden bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl dava, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptali ve terkin istemine; birleştirilen dava, tazminat istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Artvin ili, .... ilçesi, .... Mahallesinde bulunan dava konusu 164 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; uyuşmazlığın niteliğine göre öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde İdarece oluşturulmuş kıyı-kenar çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden sorularak belirlenmelidir. İdarece oluşturulmuş ve kesinleşmiş (tarafları bağlayıcı hale gelmiş) kıyı-kenar çizgisi var ise buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeleri ile kroki ve haritasının birlikte getirtilip dosya arasına konulması, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanması, çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmesi gerekir.
İdarece oluşturulmuş kıyı-kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ve davalının itirazına uğramışsa adli yargı mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak aynı Kanun'un 5 ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılıp açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı-kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken varsa İdarenin önceden kıyı-kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
İdarenin kıyı-kenar çizgisi çalışmalarında, o yere ilişkin kamu görevlilerince önceden oluşturulmuş komisyon çalışmalarını içerir kayıt ve belgeler getirtilmeli, bunlardaki verilerle Mahkemece kıyı-kenar çizgisi oluşturmak için bilirkişilerce yapılan çalışmalarda elde edilen veri ve bulguların örtüşmemesi durumunda, bunun nedenleri hakkında bilirkişilerden bilimsel gerekçelere ve maddi bulgulara dayalı, doyurucu ve denetime açık ek rapor alınmalıdır. Başka bir anlatımla, eldeki uyuşmazlıkta idari saptamalardan takdiri delil olarak yararlanılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2003 tarihli ve 97/110 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yapılacak bu araştırmalarla dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra oluşacak durum, dosya içeriği, iddia ve savunma doğrultusunda toplanan diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; Mahkemece, İdarece belirlenen revize kıyı-kenar çizgisinin askıya çıkarıldığı ve askı ilan süresi içinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; bozmadan önce alınan 26.10.2015 tarihli heyet raporunda kıyı-kenar çizgisinin mevcut haliyle değerlendirilmesinin uygun bulunduğundan bahsedilerek dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisinin içinde kaldığı bildirilmiştir. Öte yandan, dava konusu taşınmazın tüm tedavülleri ile kıyı-kenar çizgisine ilişkin tüm kayıtlar dosya içerisine getirtilmemiş olup bozma kararından sonra ise Mahkemenin komşu 164 ada 4 parsel sayılı taşınmaza ilişkin 2022/663 Esas sayılı dosyasındaki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün yazısı ile fen bilirkişi raporu ve eki olan kroki UYAP üzerinden dosya içerisine alınmış, bu fen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle işlem yapılmış ve dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisinin dışında kaldığı kabul edilmiştir. Ne var ki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün söz konusu cevabi yazısında onaylanan revize kıyı-kenar çizgisinin 1 ay süre ile ilan edildiği bildirilmiş olup taraflara tebliğ edilip edilmediğine ilişkin bir husus bulunmadığı, ilgililere bizzat bildirim yapılmadığı takdirde kıyı-kenar çizgisinin kesinleşmeyeceği ve bağlayıcılık niteliği kazanmayacağı, bu durumda ise bilirkişi heyetince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi gerekirken, bağlayıcılık niteliği taşımayan ve delil olarak istifade edilmesi gereken İdare tarafından daha önce belirlenmiş kıyı-kenar çizgisi esas alınarak komşu taşınmaza ilişkin Mahkemenin 2022/663 Esas sayılı davasında düzenlenen bilirkişi raporunun yeterli bulunması ve bu rapora dayanılarak hüküm kurulması isabetsizdir.
Hal böyle olunca; dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının, tespite dayanak belgelerin ve uygulanan kayıtların ilk tesislerinden itibaren tüm tedavül kayıtlarının, tapu kütük sayfalarının (birbirini takip edecek, denetlenecek ve tamamının okunaklı olmasına dikkat edilecek şekilde) temin edilerek evraka eklenilmesi; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden kıyı-kenar çizgisine ilişkin tüm belge ve haritaların getirtilmesi (ilgililerine tebliğ edilip edilmediği de sorularak tarafları bağlayıcı hale gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması); bundan sonra 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmek suretiyle İdarece belirlenen kıyı-kenar çizgisinin davanın taraflarını bağlayan bir içerik kazandığının anlaşılması durumunda buna göre işlem yapılması, aksi takdirde 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar, aynı Kanun'un 5 ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı göz önünde tutularak 3621 sayılı Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi heyeti oluşturulup dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, gerektiği takdirde taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı-kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı-kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı-kenar çizgisinin fen bilirkişisi tarafından kroki üzerinde ayrı ayrı gösterilmesi, her ikisinin çakışmaması halinde çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa kesinleşen kıyı-kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, gerektiği takdirde bilirkişi kurulundan bu hususları da karşılayacak şekilde rapor alınması, önceki bilirkişi raporları da dikkate alınarak varsa bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin nedenlerinin de denetime açık, bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, raporda kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın renkli olarak belirtilmesi, dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının, kıyı-kenar çizgisi içerisinde ise ne kadarlık kısmının kıyı-kenar çizgisi içinde olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, toplanan ve toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmektedir.