V. TEMYİZ
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin, iş kazası tanımına aykırı şekilde işyeri dışında ve işle ilgisi bulunmayan bir sağlık problemi sonucunda meydana gelen zarardan sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, somut olayın işverenin gözetimi ve kontrolü dışında gerçekleştiğini, davacının beyin kanaması geçirmesinin iş kazası tanımına uymadığını, bu nedenle yerel ve istinaf mahkemelerinin değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, davacının işyerinde geçirdiği parmak yaralanmasına ilişkin gerekli tıbbi müdahalelerin yapıldığını, ardından taburcu edildiğini, beyin kanaması geçirmesinin hastane hatası ve davacının bünyesel durumu ile ilgili olduğunu, bu sebeple oluşan maluliyetin iş kazası kapsamında değerlendirilemeyeceğini, olayın iş kazası olduğunu ve kusuru kabul etmeksizin, maluliyetin belirlenmesinde etkili olan diğer faktörlerin göz ardı edildiğini, davacının şeker hastası olduğuna dair itirazlarının dikkate alınmadığını, sigorta rücu dosyasında şeker hastalığının serebrovasküler hastalığa etkisinin %60 olarak belirlendiğini, yalnızca parmak amputasyonu yönünden maluliyet oranı belirlenmiş olması gerekirken farklı oranlar ve kusur oranlarıyla çelişkili biçimde hüküm kurulduğunu, bu çelişkiye Bölge Adliye Mahkemesi kararında da yer verilmediğini, kazaya sebep olan olayın, davacının henüz durmamış olan merdaneden folyoyu koparmaya çalışması sonucu meydana geldiğini, davacının almış olduğu eğitime ve iş tecrübesine aykırı şekilde tedbirsizce hareket ettiğini, Gebze 3. Asliye Ceza Mahkemesi dosyasındaki bilirkişi raporunda davacının asli kusurlu bulunduğunu, buna rağmen eldeki dosyada yalnızca %10 oranında kusurlu kabul edilmesinin hatalı ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının eyleminin tamamen kendi kusurlu ve ani hareketinden kaynaklandığını, işverenin bu durum üzerinde bir kontrol imkânı bulunmadığını, illiyet bağının davacının kusurlu davranışı nedeniyle kesildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, olayın gelişiminde üçüncü kişi konumundaki hastanenin kusurunun da bulunduğunu, hastanenin davacının beyin kanaması geçirdiğini fark etmeyerek gerekli müdahaleyi yapmadığını, bu gecikmenin maluliyetin oluşumuna sebep olduğunu, bu nedenle illiyet bağının hastane kusuru ile de kesildiğinin kabulü gerektiğini, sigorta rücu dosyasında meslekte kazanma gücü kaybı oranının hem sol el D1 amputasyonu hem de beyin embolisi açısından ayrı ayrı tespit edilmesi amacıyla dosyanın Yüksek Sağlık Kuruluna gönderildiğini, YSK’nın 07.08.2023 tarihli raporunda yalnızca sol el amputasyonu yönünden %18,2 oranında kayıp belirlendiğini, bu orana da itiraz ettiklerini ve dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep ettiklerini, çünkü bu oranı gerektirecek bir durum bulunmadığını, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, beyin kanamasının tamamen davacının özel sağlık durumu ile ilgili olduğunu, bu nedenle iş kazası ile beyin kanaması arasında illiyet bağı kurulup kurulmadığının ancak bir nöroloğun da yer aldığı uzman heyet tarafından değerlendirilmesi gerektiğini, Adli Tıp Kurumu raporuyla yetinilmesinin yeterli olmadığını, davacının bünyesel durumu kapsamında kaçınılmazlık ilkesinin değerlendirilmediğini, SVH (serebrovasküler hastalık) geçirmesinin öngörülemez bir durum olduğundan davanın reddi gerektiğini, bu itirazlarının kabul görmemesi hâlinde en azından hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, bilirkişi raporunda pasif dönemin 2024 yılı Ocak ayı ile başlatıldığını, bu tarih hatalı olduğundan hesaplamaların da hatalı yapıldığını, işçinin halen hayatta olduğu dikkate alındığında rapor tarihindeki yaşının esas alınması gerektiğini, aksi hâlde mükerrerlik oluştuğunu, bu hususta da hata yapıldığını, 2012/1. dönem maaş bordrolarının dosyada mevcut olduğunu, davacının net gelirinin asgari ücret artış katsayısı, ortalama katsayı ve memur maaş katsayısı esas alınarak artırılması gerektiğini, ücretin belirlenmesinde hataya düşüldüğünü, SGK tarafından yapılan PSD (peşin sermaye değeri) ödemesinin bağlanma tarihinden itibaren %9 yasal faizle hesaplanarak tazminattan tenzil edilmesi gerektiğini, manevi tazminat miktarının fazla olduğunu beyan edip kararın temyizen incelenerek bozulmasını talep etmiştir.
A. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Davalı vekilinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacılar lehine hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısımlara yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir.
2. Davalı vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından Bölge Adliye Mahkemesince başvurusu esastan reddedilen davalıdan alınması gereken nispi istinaf karar harcı belirlenirken eksik hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.