IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirketteki hisselerinin bir bölümünü aralarında imzalanan adi yazılı 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile dava dışı ..., ... ve ... 'e devrettiği ve akabinde noterde hisse devir sözleşmesi düzenlendiği, hisse devrinin şirket ortaklar kurulunda onaylanarak sicile tescil edildiği, dava konusu davalı şirketin 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu tarihi itibariyle şirket ortaklık yapısının ise ..., ... , ... , ..., ... , ... ve davacı ... ’den oluştuğu, dava konusu 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısının tüm ortakların katılımıyla yapıldığı ve şirket nev'inin anonim şirket olarak değiştirilmesine ilişkin kararda, davacıya atfen atılı imzanın sahteliğinin sabit olduğu, hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı TTK'da anonim ve limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılmasının belli şartlara bağlandığı, buna göre bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerektiği, her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısının bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlendiği, 6102 sayılı TTK’nın bu konu bakımından 6762 TTK’dan farklı olarak çağrısız genel kurulda geçerli bir karar alınabilmesinin söz konusu toplantı yeter sayısının devamlılığına bağlı olduğu, söz konusu iki şartın çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsuru olduğu, dolayısıyla herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıyı terk etmesi veyahut toplantıya itiraz etmesi halinde çağrısız genel kurulda artık karar alınamayacağı, şayet söz konusu şartların eksikliğine rağmen karar alınırsa bu kararın yoklukla malul olacağı, dava konusu limited şirket nevi’nin anonim şirket olarak değiştirilmesine ilişkin kararın çağrısız genel kurulda ortaklardan davacının katılımı ve olumlu oyu olmaksızın, bir başka ifade ile somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 370. maddesinde öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uyulmaksızın alındığı ve yok hükmünde olduğu, bu aşamada tartışılması gereken asıl meselenin hakkın kötüye kullanılması yasağının burada yoklukla malûl genel kurul kararlarının tespitinin talep edilmesi açısından uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplandığı; şeklen dahi var olmayan yoklukla malûl kararların tespitinin talep edildiği hallerde hakkın kötüye kullanıldığı savunmasının yapılması mümkün değilse de; hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkesinin her bir somut olay özelinde, istinai durumlarda ve somut olay adaletinin tecellisi bakımından titizlikle uygulanması gerektiği, bu durumda dava konusu ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olmasına neden olan ortakların hakkın kötüye kullanılması yasağı aracılığı ile menfaat temin etmiş olduğundan söz edilemeyeceği, zira somut olayda Şirket EPDK lisanlı enerji şirketi olup kanun değişikliği sebebiyle bu tür enerji şirketlerinin anonim şirkete dönüştürülmesi zorunluğu doğduğundan anılan kararda şirket türünün anonim şirkete dönüştürülmesinin kararlaştırıldığı, tür değiştirmenin bir ticaret şirketinin bir türden diğer bir türe ekonomik ayniyetini ve bağımsızlığını koruyarak ve malvarlığını tasfiye etmeksizin dönüşmesi olduğu, bununla birlikte davacı ortağın dava konusu ortaklar kurulu kararından sonra şirketin 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli kararlarına iştirak ettiği gibi uzun süre sessiz kalarak dava açmayacağı yönünde inanç oluşturduktan sonra aradan geçen 6 yıldan sonra dava konusu ortaklar kurulu kararının yokluğunun tespitini istemesinin çelişkili davranış yasağını ihlâl mahiyetinde olduğu, hal böyle olunca dava konusu ortaklar kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti isteminin hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında yerinde görülmediği, bir diğer dava konusunun şirketin nev'i değişikliği dolayısıyla ortaklarca imzalanan ana sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin olduğu, hükümsüzlüğü istenen ana sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın limited şirketler hakkında da uygulanması gereken 279. maddesine göre esas mukavelenin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucuların imzalarının noterce tasdik edilmiş bulunmasının şart olduğu, somut olayda davacı tarafça, nevi değişikliğine esas hazırlanan ana sözleşmenin ortaklar arasında adi yazılı şekilde düzenlenen 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi hükümlerine aykırı hükümler içerdiği ve bu sözleşme hükümleri doğrultusunda düzenlenmediğinin ileri sürüldüğü, davalının ise davacının imzasının bulunduğu ana sözleşmenin son sayfasında “özel hükümler” başlığı altında anılan sözleşmeye atıf yapıldığını belirttiği, dava konusu ana sözleşmesinin 1, 2. ve 3. sayfalarındaki kurucu ortak davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı anlaşılmışsa da son (4.) sayfasındaki imzanın ise davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacı ortağın şirket ana sözleşmesinin son sayfasındaki, imzasını inkar etmediği gibi imzanın da kendisine ait olduğunun tespit edildiği ve dolayısıyla ana sözleşmeden haberdar olmadığının ileri sürülemeyeceği, ayrıca dava konusu ana sözleşmenin tescil ve ilânından sonra davalı şirketin bir kısım kararlarına iştirak eden davacının bu şekilde örtülü olarak ana sözleşmeye icazet verdiğinin de kabulünün gerektiği, nev'i değiştiren şirketin tüm ortakların pay ve hukuki durumlarının ana sözleşmede aynen korunduğu, salt ana sözleşmenin ilk 3 sayfasındaki imzasının kendisine ait olmadığından bahisle sonradan sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında bulunduğu, ana sözleşme hükümlerinin 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi hükümlerine uygun düzenlenmediğine yönelik iddianın davalı şirkete değil, sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereğince 10.06.2010 tarihli sözleşmenin tarafları olan diğer ortaklara karşı yöneltilebileceği, bununla birlikte dava konusu ana sözleşmenin 6762 sayılı TTK döneminde düzenlendiği ve dava tarihi itibariyle 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 22. maddesi gereğince anonim şirketlerin esas sözleşmelerini ve limited şirketlerin şirket sözleşmelerini yürürlük tarihinden itibaren 12 ay içinde (en geç 01.07.2013 tarihinde) yeni Türk Ticaret Kanunuyla uyumlu hâle getirmeleri gerektiği, dolayısıyla şirketlerin 6102 sayılı TTK’ya göre sözleşmelerini 01.07.2013 tarihine kadar değiştirmemeleri halinde sözleşmelerinin tüm hükümleri otomatik olarak 6102 sayılı TTK’nın hükümlerine tabi olacağından Kanundaki düzenlemelerin dışında hiçbir ayrıcalığa zaten tabi olamayacağı, buna göre davalı şirketin 6102 sayılı TTK hükümlerine uyumlu olarak ana sözleşmesinin değiştirildiği de ileri sürülmediği gibi buna dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgeye de rastlanmadığı göz önüne alındığında davacının bu yöndeki tespit talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla yeniden esas hakkında hüküm tesis edilerek davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.