IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kazada davalı şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kaza tamamen davacı işçinin ağır kusurundan kaynaklanmış olduğunu, kazada tüm kusurun davalı olan işverene ait olduğuna dair kusur raporunda görüş bildirmiş iseler de; kazanın davacının dikkatsiz davranışlarından kaynaklanmış olduğunu, kazanın, ... plakasının kazalı işçi ... ve ... tarafından kasalanması sırasında, işçilerin camı dengesiz tutmaları nedeni ile camın patlamasından kaynaklanmış olduğunu, davalı işyeri ... fabrikası olup, fabrikanın tüm iştigal faaliyetinin ... üzerine olduğunu, dolayısıyla çalışanların da ..., camın taşınması, kasalanması ve işlenmesi konusunda uzman olduklarını, davacının kaza sırasında üç yıllık tecrübeli çalışan olduğunu, kaza geçiren işçilerden birisinin de ... olduğunu, ... adlı işçinin gerçekleşen bu kazadan hiç yara almadığını, kaza, tamamen davalı firmanın kusurundan kaynaklanmış olsa idi, davacı ... gibi diğer işçi ...'ın da yaralanmasının gerektiğini, davacı işçinin, aynı işyerinde usta olarak da çalışmış mesleki bilgisi ve tecrübesi nedeniyle işe alınmış, işe alındıktan sonra da davacıya gerekli eğitimler verilmiş, iş güvenliği kapsamında gerekli denetim ve gözetimler yapılmış, herhangi bir iş kazası gerçekleşmemesi için tüm önlemlerin alınmış olduğunu, dosya içerisinde bulunan beyan ve tutanaklardan da görüleceği üzere davacının üzerinde baret ve diğer ekipmanların bulunduğunu, gerekli iş güvenliği eğitimlerinin verilmiş olduğunu, şirketin taşınması nedeniyle bazı evraklar kaybolduğundan, kaza tarihi öncesine ait evrakların dosyaya ibraz edilemediğini, sadece evraklar ibraz edilemedi diye ... olmadığını iddia etmenin hakkaniyete de aykırı olduğunu, kazanın ve yaralanmanın gerçekleşmesinin temel nedeninin, ... plakayı taşıyan işçilerin, zaten bildikleri ve hep uyguladıkları taşıma kurallarına riayet etmemeleri, ... plakayı dengesiz taşımaları ve kaza gerçekleştikten sonra davacının kendisini korumaya yönelik gerekli hamleleri yapmamasından kaynaklanmış olduğunu, davalı şirketin iş güvenliği ve bu anlamda güvenli organizasyonun sağlanması yönünde tüm çalışmaları yapmış, tedbirleri almış ancak buna rağmen elim kazanın gerçekleşmiş olduğunu, tüm bu nedenlerle itirazları doğrultusunda kusur yönünden ek rapor tanzim edilerek hüküm verilmesi gerekirken hatalı, eksik ve hükme elverişsiz bilirkişi raporu esas alınarak ve itirazları değerlendirilmeden hatalı karar verilmiş olduğunu, davacının kaza nedeniyle malul kalmadığını, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, davacı işçinin 3 ay istirahatten sonra işine dönmüş, davalı firmada aynı konumda 6 ay daha çalışmış olduğunu, sonrasında bisiklet sürerken bisikletten düşmüş ve omzundan yaralanmış olduğunu, bu nedenle malul kalmış olduğunu, Adli Tıp Kurumu ve SGK Sağlık Kurulundan aldırılan raporlarda bu hususlar hiç değerlendirilmemiş olup, raporların hatalı ve eksik olduğunu, raporlarda davacıdaki maluliyetin, kesiden mi, yoksa düşmeden mi olduğu; ne kadarının kesi ne kadarının düşme kaynaklı olduğunun tespit edilmemiş olduğunu, bu nedenle davacı için tespit edilen maluliyetindavalı firma ile bir ilgisi olmadığını, hatalı raporlara istinaden kurulan hükmün de hatalı olduğunu, davacının ücreti noktasında ihtilaf bulunmamakta olup, aktüerya bilirkişisinin fahiş ücret tespiti ile tazminat hesabının hukuka aykırı olduğunu, davacının kaza tarihinde asgari ücretin 1,06 katı kadar fazla ücret aldığı sabit olup, davacı taraf, davacının maaş bordrolarına itiraz etmezken bilirkişinin dava tarihinden sonra kasıtlı olarak oluşturulan gerçek dışı verileri dikkate alarak itirazlarına rağmen kasıtlı bir şekilde yanlış hesaplama yaptığı bilirkişi raporunun kabul edilemez olduğunu, Bilirkişinin talebi aşarak, son asgari ücret verilerine göre tekrar aktüerya hesabı da yapmış olduğunu, bilirkişinin kendisine verilen görev dışında hazırlamış olduğu ve güncel asgari ücret tutarının iki katı üzerinden yapılan hesaplamaları da kabul etmediklerini, iş kazasından kaynaklanan tazminat hesaplarında davacının kaza tarihindeki ispatlanan ücretine göre hesaplama yapılması gerektiğini, davacının kaza sırasında ve hemen sonraki ücreti belli olup, elden maaş ödeme iddiası da olmadığını, davacı işçinin güncel SGK hizmet dökümü incelendiğinde, hayatının hiçbir döneminde asgari ücretin iki katı tutarında gelirinin olmadığının görüleceğini, davacının kaza tarihinde vasıfsız işçi olduğunu, bu nedenle; maaşının asgari ücretin biraz üstünde bir rakam olmasının da hayatın olağan akışına son derece uygun olduğunu, davacının kaza tarihinde asgari ücretin 1,06 katı ücret aldığını, davacı vekili dava dilekçesinde davacının kaza tarihinde 1.250,00 TL net geliri olduğunu iddia etmiş ise de; bunu hiçbir şekilde kanıtlayamadığını, bilirkişinin davacı tarafın gerçek dışı ve dava tarihinden sonra kasıtlı bir şekilde hatalı oluşturulan verilere göre hesaplama yaptığını ve olması gerekenden iki kat fazla meblağlar çıkarmış olduğunu, davacının, davalı firmadan almış olduğu 2015 yılındaki brüt ücretinin 1.498,09 TL (2015 yılı Nisan), net ücreti 1.166,00 TL olduğunu, 2015 yılı ilk yarısında asgari ücret brüt 1.202 TL, net 949 TL olduğunu, davacının 2015 yılında asgari ücretten 1,22 kat ücret almakta olduğunu, davacının kaza tarihindeki ücreti belli olup, davlı tarafın dava dilekçesinde ücretinin aylık 1250 TL olduğu iddiasını ispatlayamamış olduğunu, elden ödemeye dair de bir beyan, iddia olmadığını, bu durumda davacının kaza tarihindeki geliri sabit ve ihtilafsız iken; kaza tarihinden sonra oluşturulan verilerle davacı için asgari ücretin iki katı tutarında gelir hesabına göre işlemiş dönem tazminatı hesaplamanın izah edilebilir bir yönü olmadığını, davacının malul kaldıktan sonra mağduriyeti olmadığı gibi, asgri ücretin iki katı maaş ile yeni biri işe girmiş olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların hatalı olduğunu, aktüerya bilirkişi raporunda hesaplama hatası yapılmış olduğunu, ancak ilk derece mahkemesinin itirazlarını göz ardı ederek hatalı miktarlar üzerinden karar vermiş olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının işleyecek aktif dönem kazancı; 22.804,00 x 1.1000 x 0.9090 x 12 x 22 yıl = 6.020.256,00 TL olarak hesaplanmış ise de; aynı matematik işlemi taraflarınca yapıldığında, sonucu 6.019.653,97 TL olarak bulduklarını, bilirkişi raporunda davacının pasif dönem kazancı; 11.402,00x 1.1000 x 0.9090 x 12 x 14 = 1.915.536,00 TL olarak hesaplanmış ise de; aynı matematik işlemi taraflarınca yapıldığında sonucu 1.915.344,44 TL olarak bulduklarını, İDM kararının bu yönüyle de hatalı olduğunu, davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, hükmedilen tazminat tutarı fahiş olup, hakkaniyete aykırı olduğunu, istinafa konu kararda davacı lehine 30.000,00 manevi tazminata hükmedilmiş olduğunu, mahkeme tarafından hükmedilen manevi tazminat tutarının, olay tarihi itibarıyla paranın alım gücü düşünüldüğünde fahiş olduğunu, mevcut ATK 2. Üst Kurulu Raporunda, davacının sürekli bakıma muhtaç durumda olmadığı ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının %6 olduğunun tespit edilmiş olduğunu, tüm bu sebeplerle davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, fahiş miktarda manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair karar verilmiştir.