IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ıslah tarihi itibarı ile zamanaşımı süresinin dolduğunu, zamanaşımı itirazlarının incelenmesi gerektiğini, dava kısmi dava olarak açıldığından en geç ıslah tarihi itibarı ile zamanaşımına uğradığını, davaya ve ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunmalarına rağmen mahkemece dikkate alınmadığını, davacıya yüklenen kusur en az %50 olması gerektiğinden kusur oranına da itiraz ettiklerini, istinaf dilekçesinde belirttikleri şekilde zarar hesabı yapıldığı takdirde hesap tarihi itibarı ile davacının net zararının kuşkusuz şekilde ortaya çıkacağını, aktüerya bilirkişisi tarafından net o günkü değer hesabının PMF tablosuna göre yapılması gerektiğini, çünkü kaza tarihinde henüz TRH2010 olmadığını, zararın kaza tarihi itibarı ile net değerinin bulunması, asgari ücretlerin belirlendiği dönem olan bilinen maddi zarar farkının bu hesaba eklenmesi gerektiğini, davacı yanın davasını 8 sene sonra geç açması nedeni ile parasının enflasyon karşısında erimesinden müvekkilinin sorumlu olamayacağını, hiç kimsenin kendi gecikmesinden nemalanamayacağını, hesap tablosunda gelecek hesabının da gerçeği yansıtmadığını, raporda gelecek dönem zarar miktarları iskontoya tabi tutulmuş gibi tablolar oluşturulmuş ise de tablolar incelendiğinde ilgili dönem geliri ile iskonto sonrası zarar miktarının eşit olduğunun görüleceğini, kaza tarihinde henüz olmayan hesap tablosuna göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, olayın 2007 yılında gerçekleştiğini, bu tarihte 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğunu, maddi tazminat hesabı noktasında yasal dayanak 818 sayılı Borçlar Kanunu 41 v maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu dönemi için ise 49 vd. maddeleri olup anılan maddelerde hesabın yapılacağı süre, yani bakiye ömür için esas alınması gereken hesaplama tablosu konusunda herhangi bir belirleme yapılmadığını, ilk peşin sermaye değerine faiz işletilmediğini, hesap tarihi itibarı ile ilk peşin sermaye değerinin sorulmadığını, SGK dan ilk PSD istenmiş ise de bu tutara SGK'ya başvuru tarihi olan 2016 yılından itibaren faiz işletilerek mahsup edilmesi ya da hesap tarihi itibarı ile ilk PSD değerinin sorulması gerektiğini, aktüer raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Pendik Sosyal Güvenlik Merkezi Sosyal Güvenlik Denetmen Raporu'nda olayın iş kazası olduğu, olayın meydana gelmesinde işverenin %90, işçinin %10 oranında kusurlu olduğu, İlk Derece Mahkemesince aldırılan 21.10.2021 tarihli heyet bilirkişi kusur raporunda işverenin %70, işçinin %30 oranında kusurlu olduğu tespitlerine yer verildiği, raporda, mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere davacı işçinin uyup uymadığı yönlerinin yargısal denetime elverir biçimde irdelenmiş olduğu, tespit ve değerlendirmelerin oluşa, dosya kapsamına ve iş güvenliği mevzuatına uygun olduğu anlaşıldığından kusur yönünden yapılan istinaf başvurusuna itibar edilmediği, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda bakiye ömür tablosu olarak TRH 2010 tablosunu esas alınarak hesaplama yapılmasında ve yapılan hesaplamalarda hata bulunmadığı, iş kazasının meydana geldiği tarihin 14.11.2007 tarihi olduğu, davanın 15.01.2015 tarihinde açıldığı, iş kazası sebebiyle talep edilen maddi tazminat istemlerinde zaman aşım süresinin 10 yıl olduğu, olay tarihi ile dava tarihi arasında 10 yıllık zaman aşım süresinin henüz dolmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 06.01.2016 tarih 41 karar nolu raporunda; "Sürekli İş Göremezlik Derecesi E Cetveline Göre %51 olduğu, yardıma muhtaç olmadığı, kontrol gerekmediği” nin bildirildiği, davalı vekilince maluliyet oranına itiraz edildiği, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 27.05.2019 tarih, 2019/10076 karar sayılı raporunda; “14.11.2007 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle maluliyet oranının, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde %51 (ellibir) olduğu, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı, kontrol muayenesi gerekmediği”nin bildirildiği; 16.10.2019 tarihli celsede davalı yanca maluliyet oranına itiraz edildiğinden davacıdaki maluliyet oranının nihai olarak tespiti için Adi Tıp Kurumu'ndan rapor aldırılmasına karar verildiği ve 29.06.2020 tarihli Adli Tıp Kurum'u raporunda da "E cetveline (yaşına) göre %51 (yüzdeellibir) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının" bildirildiği, davacının sürekli iş göremezlik derecesinin belirlenmesinin iş kazasından dolayı talep ettiği maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğu, bu oranı bilmeden talep edebileceği maddi tazminatı bilmesinin beklenemeyeceği, bu durumda 29.06.2020 tarihinde davacının zararının kesin şekilde belli olduğunun kabul edilmesi ve zamanaşımının meslekte kazanma gücü kaybı oranının kesin şekilde belirlenmesinden sonra hesaplanması gerektiği, bu nedenlerle davacının 26.09.2022 tarihli ıslah dilekçesiyle talep ettiği maddi tazminatın zamanaşımına uğramadığı, eldeki davada tek davalı olmasına rağmen manevi tazminat yönünden "davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine" şeklinde hüküm tesis edilmiş ise de; bu durumun maddi hataya dayalı olduğunun açık olduğu, yerinde düzeltilebileceğinin anlaşıldığı, bu duruma işaret edilmekle yetinildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.