V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55, 74, ve 417. maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri
3. Değerlendirme
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde davalı işveren bünyesinde müvekkilinin ... Enjeksiyon Döküm San. ve Tic. A. Ş. 2011 yıl mart ayında dan 30.09.2014 tarihine kadar çalıştığını, işe girdi 2011 yılında ikinci katta çalıştığını, burada iki yıla yakın devam ettiğini, burada onu malzemelerin çapaklarını alma işiyle uğraştığını, sonra davalı iş yerinin müvekkilini, zemin kata gönderildiğini, kendisine küçük alüminyum parçaların silme ve temizleme işi verildiğini, 2013 yılında müvekkilinin tekrar ikinci kat aynı bölüme aldığını hafta sonları iade olan malları tinerle silme işi verildiğini, iş yeri ekimine müvekkilinin durumundan şüphelenerek tomografi isteğini hastaneye sevk ettiğini, müvekkiline akciğer intersitisyel teşhisi konulduğunu, sol omuzunda da yırtık tespit edildiğini, belinde fıtık ve boyunda da disk tespit edildiğinin iddia edildiği, ... 3.İhtisas ve ... 2.Üst Kurullarından aldırılan raporlarda davacı tarafça iddia edilen kişide mevcut olan ... Akciğer Hatalığının mesleki hastalık olmadığı, kişide sol rotator cuff yırtığı mevcut olduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin dava konusu yaralanmasının rotator cuff yırtığı hastalığı açısından etkisinin olabileceği ancak bu hastalığın orta ve ileri yaşlarda kendiliğinden de ortaya çıkabileceği, olay tarihinde çekilmiş herhangi bir MR görüntülemesi de mevcut olmadığı dikkate alındığında kişide mevcut olan rotator cuff yırtığı arızası ile dava konusu kaza arasında illiyet kurulamadığı hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği, Kişide mevcut olan ... epikondilit arızasının mesleki hastalık olduğu, mesleki hastalığı nedeniyle % 27 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kaldığı ve meslek hastalığının başlangıç tarihinin 21.03.2016 tarihi olduğunun belirtildiği, Mahkemece kusur oran ve aidiyetinin tespitine yönelik 16.12.2022 tarihli kusur raporu aldırıldığı, anılan raporda davacının montaj işini yaptığı bölümde çalıştığı sırada tekrarlayan el ve kol hareketleri nedeniyle bahsi geçen ... epikondilit hastalığına yol açtığı davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, maddi zararın tespitine yönelik 15.08.2023 tarihli hesap raporu ile davacının % 27 oranındaki sürekli iş göremezlik oranı ile davalı işverenin %100 oranındaki kusuruna göre zararın 914.065,95 TL hesaplandığı, davacı vekilince anılan miktar üzerinden talebini arttırdığı, İlk Derece Mahkemesince maddi tazminat talebinin ... raporuna göre meslek hastalığının başlangıç tarihinin 21.03.2016 tarihi olarak belirlenmesine göre davanın açıldığı tarih olan 24.10.2014 tarihinde davacıda mevcut meslek hastalığından bahsedilemeyeceğinden ve davacının bahsi geçen meslek hastalığına dair dava dilekçesinde beyanı bulunmadığından maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacıya ait Meslek Hastalıkları Hastanesince düzenlenen raporların incelenmesi neticesinde 29.08.2014 tarihli ... Meslek Hastalıkları Hastahanesi'nin 1794 numaralı raporunda muayene bölümünde "dış epikondilde hassasiyet" teşhisinin yapıldığı, bu hastalığın lateral epikondilitin en önemli klinik belirtisi olduğunun dosya kapsamından anlaşılmasına göre Mahkemece davacıda dava tarihinde mevcut olmayan hastalıktan bahisle davanın reddi hatalı olmuştur. Ayrıca Mahkemece dava dilekçesinde literal epikondiliteden bahsedilmediği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddi gerektiği belirtilmiş ise de davacıdan kişide mevcut mesleki rahatsızlıkların tıbbi olarak nitelendirmesini yapmasının beklenmesi bu hususun ayrı bir uzmanlık gerektirmesi karşısında yine hatalıdır . Ayrıca Mahkemece kusur oran ve aidiyetinin tespitinde bilirkişi heyet raporları aldırılmış ise de hükme esas alınan 16.12.2022 tarihli kusur raporunda heyette meslek hastalığının niteliğine göre uzman doktor bilirkişisinin yer almadığı görülmekle bu husus da hatalıdır . Son olarak kabule göre de maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesine rağmen maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş maddi tazminat talebi yönünden işin esasına girilmek suretiyle karar vermekten ibarettir .
Bu noktada ise uygun heyetin oluşturulmasından sonra kusur oranının tespitinde taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunacağı anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de: “tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait işyerindeki çalışmasının 30 Mart 2011 tarihinde başladığı ve bu işyerindeki çalışmasından önce davacının davalı işyeri haricinde de başka işyerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 30.03.2011 tarihinden önce davalı şirkete ait işyeri haricinde çalışmalarının geçtiği işyerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu işyerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlemek, bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği işyerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu işyerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden Kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin işyerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde işyerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından işyerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı (kişide meydana gelen meslek hastalığına göre alanında uzman doktor) ve işyeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki işyeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir işyeri yönünden, işyerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, işyeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, bozma sebebine göre bu aşamada taraf vekillerinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Taraf vekilleri temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.