V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; iş sözleşmesinin devri ile davalı Şirkete nakledilen davacının ücretinin düşürülüp düşürülmediği ve buna bağlı olarak iddia ettiği şekilde fark alacaklarının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 22 ve 32 nci maddeleri ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir:
"Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir.
Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır."
3. Değerlendirme
1. Somut uyuşmazlıkta, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davacı işçinin 13.02.2006 tarihinde dava dışı ... Boğaziçi Şirketi nezdinde çalışmaya başladığı, 16.06.2010 tarihinde bu işyerinden çıkış kaydının bulunduğu, 17.06.2010 tarihinde ise davalı Şirkete işe giriş kaydının yapıldığı görülmektedir.
2. Diğer taraftan dosya içeriğinde yer alan 17.06.2010 tarihli "Personel Nakil Protokolü" başlıklı belge içeriğinden; davalı Şirket ile dava dışı ... Boğaziçi Şirketi arasında davacı işçinin de imzasını içeren sözleşme yapıldığı, davacının Şirketler arası geçiş şartlarının düzenlendiği bu sözleşmede 17.06.2010 tarihine kadar ... Boğaziçi Şirketinde çalışmış olan davacının bu tarihten sonra meslek ve tecrübelerine uygun olarak tüm kıdem ve kıdemine bağlı hakları saklı kalmak kaydı ile 4857 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çalışmak üzere davalı Şirket emrine geçeceği, geçiş yapan davacının protokoldeki hükümleri ve ekteki nakil ilmuhaberindeki bilgileri aynen kabul ettiği, davacının nakil ilmuhaberinin ... Boğaziçi Şirketi tarafından tanzim edilip protokole eklendiği, gerekli hesaplama ve işlemlerde bu bilgilerin esas alınacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu protokolün ekinde yer alan nakil ilmuhaberinde ise şoför olarak çalışan davacının aylık brüt ücretinin 1.350,00 TL olduğu görülmektedir.
3. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da iş sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin iş sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması iş hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden iş sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır.
4. Davacı taraf dava dilekçesinde, 17.06.2010 tarihinde yapılan devrin iş sözleşmesinin devri olduğunu belirtmiştir. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinde düzenlenen iş sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ayrıca, iş sözleşmesinin devri için işçinin yazılı rızasının bulunması şarttır. İşçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 08.11.2022 tarihli ve 2022/4947 Esas, 2022/14521 Karar sayılı kararı, § 4.).
5. Yukarıdaki ilke ve esaslara göre dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının da dava dilekçesinde belirttiği gibi davalı Şirket ile dava dışı ... Boğaziçi Şirketi arasında düzenlenen 17.06.2010 tarihli "Personel Nakil Protokolü" başlıklı belge ile iş sözleşmesi devrinin gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Buna göre davacı işçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren ... Boğaziçi Şirketi yanında işe başladığı tarihin dikkate alınması gerekir. Bu durum iş sözleşmesinin bütün hak ve borçlarıyla birlikte devredilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Böylece devralan davalı Şirket, devraldığı davacının sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden ... Boğaziçi Şirketi yanında geçen hizmet süresinden sorumludur. O hâlde, 17.06.2010 tarihli "Personel Nakil Protokolü" başlıklı belge içeriği ve ekli nakil ilmuhaberi dikkate alındığında davacının davalı Şirkete nakledildiği tarihteki ücretinin aylık brüt 1.350,00 TL olduğunun kabul edilmesi ve 31.12.2010 tarihine kadar bu ücret miktarının korunması gerekir. Devralan davalı işveren tarafından, davacının 13.02.2006 tarihinde işyerinde çalışmaya başladığı gözetilmeden, 01.01.2009-31.12.2010 yürürlük süreli 10. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nde ilk defa işe başlayan (17.06.2010 tarihinde) işçilere uygulanan ücret skalası ve gruplarına göre 2010 yılı Temmuz ayından itibaren davacının ücretinin brüt 1.162,72 TL'ye düşürülmesi, 17.06.2010 tarihli protokol hükümlerine ve dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi hükmüne aykırıdır.
6. Davacı işçi iş sözleşmesinin devrinden sonra 06.07.2010 tarihinde Demir Yol İş Sendikasına üye olmuştur. 01.01.2011-31.12.2012 yürürlük süreli 11. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 33 üncü maddesinde işçilerin dâhil olduğu gruplara göre taban ücretler belirlenmiş ve ücret zammı düzenlenmiştir. Söz konusu toplu iş sözleşmesinin 33 üncü maddesinin (I) numaralı bendinin (C) alt bendinde 01.10.2009 tarihi ve sonrasında davalıya ait işyerinde işe ilk defa alınan işçilerin 01.01.2011-31.12.2011 tarihleri arasında geçerli taban ücretleri belirlenmiş, (9) numaralı grupta şoförlerin taban ücretinin aylık brüt 1.305,74 TL olduğu gösterilmiştir. Davacı işçiye de 01.01.2011 tarihinden itibaren söz konusu ücret skalası ve taban ücretin uygulandığı taraflar arasında ihtilaf konusu değildir. Yukarıda açıklandığı üzere davacının işe başladığı tarih 13.02.2006 olup işverence bu durumun göz ardı edilmesi hatalıdır.
Şu hâlde, davacının işyerinde çalışmaya başladığı tarihe göre kendisine en yakın ücret skalası anılan toplu iş sözleşmesinin 33 üncü maddesinin (I) numaralı bendinin (B) alt bendinde yer almaktadır. Başka bir deyişle davacıya, 30.09.2009 tarihi ve daha öncesinde davalıya ait işyerlerinde çalışan ve 30.09.2009 tarihinde işbaşında bulunan işçilere uygulanan ücret skalası uygulanmalıdır. Bu ücret skalasında (9) numaralı grupta şoförlerin taban ücreti aylık brüt 1.455,67 TL olarak belirlenmiş olup 01.01.2011 tarihi itibarıyla davacının ücreti de brüt 1.455,67 TL olarak kabul edilmelidir. Bu miktara toplu iş sözleşmesinde öngörülen zamlar uygulanmalı ve talep konusu dönemde fark alacakların bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir.
7. İlk Derece Mahkemesince, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden toplu iş sözleşmesinin ilgili hükümleri hatalı değerlendirilerek yazılı gerekçe ile karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.