IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Asıl davanın kabulü ile davacı eş ... için 2.772.511,66 TL ve çocuk ... için 1.011.477,15 TL için toplam maddi tazminat yönünden 315.519,66 TL, asıl dava ile birleşen 2023/131 Esas sayılı davacı eş ... için 200.000,00 TL manevi tazminat ve davacı çocuk ... için 175.000,00 TL olmak üzere toplam manevi tazminat yönünden 58.250,00 TL, asıl dava ile birleşen 2. İş 2023/311 Esas sayılı dava yönünden anne anne ... için 100.000,00 TL baba ... için 100.00,00 TL, kardeşler ... için 30.000,00 TL, kardeş ... için 30.000,00 TL için toplam manevi tazminat yönünden 41.000,00 TL olmak üzere toplam tazminat meblağlara göre bu vekalet ücretlerine hükmedildiğini,
-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 57., 58. maddesinde düzenlenmiş ihtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsız olduğunu, dava arkadaşlarından her biri diğerinden bağımsız hareket edeceğini,
-Somut davalarda, ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olup, vekalet ücretlerinin, 21.09.2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ayrı ayrı takdir edilmesini,
-Asıl dava ile birleşen 2. İş Mahkemesi 2023/311 Esas sayılı davada, davacı anne ... için 150.000,00 TL, baba ... için 150.00,00 TL, kardeş ... için 50.000,00 TL, kardeş ... için 50.000,00 TL manevi tazminat talep edildiğini, taleplerinin kısmen kabulü ile anne ve baba için 100.000,00'er TL, kardeşler için 30.000,00'er TL manevi tazminatlara hükmedildiğini,
-Olay nedeniyle duyduğu elem, davacıların üzüntüsü, karşısında manevi zararlarını bir nebze giderecek mahiyette manevi tazminat taleplerinin ılımlı talepler olduğunu, paranın alım gücü göz önüne alındığında ne davacıları zenginleştireceğini ne de davacı ... müzayaka haline getirecek meblağlar olmadığını,
-Manevi tazminat taleplerinin kabul edilebilirliğini düşündüklerini,
-Hatalı ve hukuka aykırı mahkeme kararının kaldırılmasına ve vekillik ücretlerinin her bir davacı için ayrı ayrı hükmedilmesine, anne ..., baba ..., kardeş ..., kardeş ...'nin manevi tazminat taleplerinin tümüyle kabulüne karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Dava konusu kazada işveren kusurunun olmadığını, dosyada aldırılan kusur raporu farazı verilere dayandığını, iş kazasının oluşmaması için Kurumun alması gerektiği önlemler somut olarak açıklanmadığını, yetersiz kusur raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu,
-Müvekkili Kuruma atfedilen kusur oranını kabul etmelerinin mümkün olmadığını, dava konusu olay kazalı işçinin kusuru sonucu meydana geldiğini, bu nedenle de dava konusu olayda kusurun tamamı dikkatsiz ve tedbirsiz çalışan kazalıya ait olduğunu,
-İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 19/1 e göre “Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür.' aynı şekilde Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği m 6/1 uyarınca Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği bakımından, ilgili mevzuatın öngördüğü esaslara ve işverenin bunlara uygun olarak vereceği emir ve talimata uymak zorundadırlar.'
-Kurum ilgili birimince hazırlanan 02.03.2022 tarihli Teknik Savunma Raporunda kazalı işçinin göreviyle ilgili gerekli eğitimleri aldığı; kullanacağı malzeme, alet, takım ve koruyucu donanımlarının eksiksiz olarak tedarik edildiği ve bunların kullanımları ile ilgili teorik ve pratik eğitimlerin verildiğinin belirtildiğini, işveren işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından gerekli önlemleri aldığını, denetimlerini yaptığını, ayrıca işyerinde güvenli bir çalışma ortamı oluşturulabilmesi için iş organizasyonu kurulduğu, bu amaçla nezaretçi görevlendirildiği, dava konusu kazanın meydana geldiği sırada nezaretçinin işyerinde bulunduğunun ifade edildiğini, bu hususlar dikkate alındığında dava konusu kazada bilirkişinin işvereni %60 oranında kusurlu bulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Maddi tazminattan BK 52 gereğince hakkaniyet indiriminin yapılması gerektiğini, iş kazasının oluşumunda davacının da kusurunun bulunduğunu,
-Hesap raporunun hatalı olduğunu,
-Zarardan, ilk peşin sermaye değerinin tamamı düşülmediği takdirde ... murisi hak sahiplerinin aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, bu durumda davacı açısından sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağını,
-Maddi zarar müteveffanın zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibaret olduğunu, maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki dunuma göre zarar tutarının hesaplanması gerektiğini, zarar tazminatın tavan noktası olduğunu, hüküm altına alınacak tazmınat zararı aşamayacağını, zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören ... murisleri ölüm halinde bir fayda da sağlamışsa zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indiriminin gerektiğini, buna zararın denkleştirilmesi dendiğini, aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirdiğini,
-İş kazası ölüm sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi istemini amaçladığını,
-Zarar hesabının, Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerektiğini, aksi takdirde; zarardan, bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirdemüteveffa murisleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunlu olduğunu,
-Sosyal Güvenlik Kurumunun işverene yalnızca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin kusuru oranında rücu edebilmesi, davacı zararının hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplanan en son peşin sermaye değeri miktarı kadar karşılandığı gerçeğini değiştirmeyeceğini,
-Zarardan tüm peşin sermaye değerinin düşülmemesi davacıların sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, olayda işverenin kusuru bulunmaması halinde SGK ca rücu edilemeyeceğinden zarardan peşin sermaye değeri hiç düşülmemekte, davacı maluliyeti nedeniyle hem SGK den aylık ya da iş göremezlik ödemesi almakta hem de işverenden zararının tamamını tahsil ettiğini, bu durum tazminat kavramının sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi amacına aykırılık oluşturduğunu, işverenin olayda kusurlu bulunmaması ya da az kusurlu bulunması aleyhine sonuç doğurduğunu, bu da adalet anlayışına ters olduğunu,
-Hesaplanan maddi zarardan mütevaffa sigortalıya bağlanan tüm peşin sermaye değeri ve ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin tümünün düşülerek hüküm kurulması gerekirken; ilk peşin sermaye değerine ve geçici iş göremezlik ödeneğine kusur uygulanarak, zarardan kusursuz miktarın düşümü suretiyle yapılan hesabın yanlış ve bozmayı gerektirdiğini,
-Pasif dönem için zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu,
-Bilirkişinin davacının 60 yaşından sonraki pasif dönem (çalışma yaşının bittiği dönem) için hesap yapmasının hatalı, yanlış olduğunu,
-Sigortalının 50 - 60 yaş arası dönemde yılın tamamını çalışarak geçireceği varsayımına göre hesap yapılmasının hatalı olduğunu,
-Davacının 50- 60 yaş arası yılın tamamını düzenli olarak asgari ücretli işte çalışarak geçireceği varsayımı ülke gerçeklerine uygun olmadığını, genç nüfusun yoğunluğu ve işsizlik oranının her yıl azalmayıp, hızla arttığı bir ortamda 50- 60 yaşındaki kişinin düzenli, sabit bir işte ücretli olarak çalışabileceğinin kabulü ve bu dönem için bu şekilde hesap yapılmasının hatalı olduğunu,
-Hükmedilen manevi tazminat miktarı fazla olup bozulmasının gerektiğini, faiz dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, müvekkili Kurum aleyhine faizin davacılar murisinin ölüm tarihi olan 20.09.2013 tarihinden itibaren başlatılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu,
-635.000,00 TL manevi tazminata hükmetmek hak ve nefaset kurallarıyla bağdaşmadığı gibi manevi tazminatın amaç ve niteliğine de aykırı olduğunu,
-Hakimin özel halleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olması gerektiğini, bu para tutarı, aslında ne tazminat ne de ceza olduğunu, çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de olmadığını, aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da olduğunu, o halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmesi gerektiğini, takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiğini, manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nisbetinde iadesini amaçladığından hakim, hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmesi gerektiğini, hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmesi gerektiğini,
-Manevi tazminatın miktarı konusunda yasaya kesin bir ölçü konulmadığını, hakimin takdir yetkisinin kullanılması değişkenlik gösterdiğini, ancak hakimin taktir yetkisi bu davaların yasal dayanağı olan BK.nın 56. maddesi gereğince adalet ile sınırlandırıldığını, hakimin adalete uygun tazminata karar vermesi yine anılan maddenin açıklığı gereği olarak 26.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararıyla mahiyeti ve kapsamı aydınlığa kavuşturulmuş olup, özel durumların göz önünde tutulmasının mümkün olduğunu,
-Yine Dairemizin son içtihatlarında Mahkemece takdir edilerek manevi tazminatın zenginleştirmeye ve ozendırmeye imkan vermeyecek ölçüler içinde kalması gerektiğinin belirtildiğini,
-Manevi tazminat takdirinde etken özellikler dikkate alındığında 635.000,00 TL olarak hükmedilen miktar fazla olup bozulmasının gerektiğini,
-İstinaf talebinin esastan kabulüne karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Bu ilkeler ışığında, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu ve dosya kapsamı dikkate alındığında Mahkemece; davacı eş için 200.000.00 TL, davacı çocuk için 175.000,00 TL, davacı anne ... ve davacı baba ... için 100.000,00'er TL ve kardeşler için 30.000,00'er TL olarak hükmedilen manevi tazminatların olayın oluş şekli ve kusur dağılımı dikkate alındığında fazla olduğu anlaşılmakla somut olayda davacı eş için 175.000.00 TL, davacı çocuk için 150.000,00 TL, davacı anne için 60.000,00 TL, davacı baba için 60.000,00 TL, davacı kardeş ... için 20.000,00 TL ve davacı kardeş ... için 20.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmesinin dosya kapsamına uygun düşeceği kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl davanın kabulü ile birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.