III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davalı işveren ... Yöneticiliği’nin (... malikleri ve ortaklarını temsilen) yükseğe erişim için kullanılan seyyar el merdivenin ayaklarının kaymayı önleyici (plastik pabuç, takoz vb.) şekilde sabitlenmeden kullandırılması, kazalı işçi merdiven üzerinde iken merdiveni aşağıdan tutacak/destekleyecek kişiler bulunacak şekilde iş organizasyonunun yapılmaması, kazazedenin düşme riskine karşı önlem alınmaması, güvenli iş ekipmanı sağlama yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, işyerinde gerekli iş disiplini ve iş organizasyonun sağlanarak kazalının baret ve gerekli diğer koruyucuları kullanmasının sağlanmaması, ...’a iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri verilmemesi sebebiyle % 65 (yüzde altmış beş) oranında kusurlu olduğu, kaza olayının meydana gelmesinde, davacı kazazede işçi ...’ın, yaşı, tecrübesi ve geçimini bu tür işlerle sağladığı dikkate alındığında seyyar merdivenle çatıya çıkarken düşme riskinin olduğunu, bu nedenle de tedbirli ve kontrollü şekilde hareket etmesi gerektiğini anlayacak yaşta ve tecrübede olduğu halde, seyyar merdivenle çatıya çıkarken, merdivenin dayama noktalarını kontrol etmemesi, merdiven üzerinde dengesini bozacak davranış ve hareketlerden kaçınmaması, işyerinde bulunduğu anlaşılan bareti kullanmaması, tedbirsiz ve kontrolsüz davranışta bulunarak güvenliğini tehlikeye atması nedeniyle kendisinin kaza olayına maruz kalmasında %35 (yüzde otuz beş) oranında kusurlu olduğu, SGK Başmüfettişi ... tarafından düzenlenen 11.07.2019 tarihli rapora katılmadıklarının bildirildiği, bilirkişi raporunun denetime elverişli olması, heyet tarafından tanzim edilmesi, mevzuat yönüyle geniş çerçevede olayın ele alınması sebebiyle hükme esas alındığı, SGK İzmir Kurumu Sağlık Kurulu raporunda davacının sürekli iş göremezlik derecesinin E Cetveline göre %21 olarak belirlendiği, tarafların bu orana itiraz etmeleri nedeniyle Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'ndan alınan 05.05.2021 tarihli kararında davacının maluliyetinin %21 olduğunun tespit edildiği, davalı tarafça rapora itiraz edilmesi sebebiyle İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'ndan alınan 10.10.2022 tarihli ATK raporunda da, davacının maluliyet oranının %21 olarak tekrarlandığı, raporlar arasında çelişkinin bulunmadığı, buna göre davacının iş göremezlik düzeyinin %21 olduğu sonucuna ulaşıldığı, aktüerya raporunda davacının geçici iş gücü kaybından kaynaklanan ve SGK ilk PSD'si mahsup edilmek suretiyle geçici ve sürekli iş göremezlik zarar toplamının 486.223,53 TL olarak tespit edildiği, davalının tespit edilen miktardaki maddi tazminattan sorumlu olduğu, taleple bağlılık ilkesi doğrultusunda maddi tazminatın hüküm altına alınması gerektiği, yargılama sırasında davacıya TBK 76'ncı maddesi uyarınca geçici ödeme yapıldığından bu kısmın mahsup edilmesi gerektiği, davacının %35 kusurlu olduğu, davalı şirketin %65 kusurlu olduğu ve davacının maluliyet oranı (%21) gibi hususlar dikkate alınarak somut olaya uygun 20000 TL'lik manevi tazminat miktarının belirlendiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, kazanın gerçekleştiği tarih 27.11.2013, hükme dayanak bilirkişi kusur raporunun tanzim tarihi 17.04.2023 olmakla birlikte kaza sonrasında yaklaşık on yıl geçmiş bir konuya ilişkin dayanak bilirkişi kusur tespitlerini kabul etmediklerini, kusur raporundaki tespitlerin dayanağı olan çelişkili beyanlar dışında somut durum olmadığını, bilirkişi kusur raporunun kendi içerisinde birçok çelişkiyi barındırdığını, müvekkili site eski çalışanı ...'ın olayın merdiven kayması neticesinde kiremit düşmesi nedeniyle meydana geldiğini belirttiğini, müvekkili sitenin diğer görevlisi ... 'ın ise ...'ın dalları çatıdan çekmesi sonucunda kiremit düşmesi nedeniyle olayın gerçekleştiğini ileri sürdüğünü, çelişkilerin giderilmediğini, bilirkişi kusur raporundaki diğer tespitin ise eksik ve fotoğrafsız olay yeri tespit tutanağı olduğunu, olay yeri tespit tutanağında kazanın ağaç budaması sırasında yağmur etkisiyle kayganlaşan zeminde ...'ın kayarak düştüğü tespitinin yapıldığını, düşülen yüksekliğin beyanlarda 5 metre, olay yeri tespit tutanağında 3 metre olarak belirtildiğini, somut delil bulunmadan, sadece ...'ın beyanını esas alarak kusur oranı belirlemesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bilirkişi kusur raporunun müvekkili siteye kusur atfedilen kısımlarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili sitenin çalışanlarına güvenli ekipman ve çalışma yöntemlerini eksiksiz sunduğunu, kullanılan merdiven yeterli yüksekliğe uygun platform olmakla birlikte, site işleri için yeterli sağlamlık ve genişliğe sahip olduğunu, merdivenlerin ayakları kaymaz malzemeden üretildiğini, davalının kazanın meydana geldiği bölgede tüm iş güvenliği tedbirlerini alıp uyguladığını, bilirkişi kusur raporunda davacının olayın meydana gelmesine neden olan eylemlerinin anlatıldığını, ancak kusur oranı bakımından davalıya yüklenen kusuru kabul etmediklerini, kaza tarihinde 42 yaşında olan davacının yaşı itibariyle işi nedeniyle ortaya çıkabilecek tehlike ve riskleri görebilecek yaşta olduğunu, davacının merdiven kurulum şartlarını kontrol etmediğini, merdivene destek talep etmediğini, merdiven üzerinde dengesini bozacak davranış ve hareketlerden kaçınmadığını, sitede bulunan bareti kullanmadığını, şahsi güvenliğini yeterince korumadığını, davacının kusurlu davranışları nedeniyle kazanın meydana geldiğini, davacının kullanılan araç ve gereçlerde sağlık ve güvenlik yönünden eksiklik bulunduğuna ilişkin müvekkiline bildirim yapmadığını, kazanın gerçekleştiği gün site çalışanlarının baretleri kullanmadığının beyanlar ile sabit olduğunu, bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, çelişkili beyanlar, fotoğrafsız olay yeri inceleme tutanağı ve keşif yapılmadan ortaya konulmuş tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, bilirkişi kusur raporunun bu haliyle hükme dayanak olamayacağını, hükme dayanak teşkil eden bilirkişi raporunda davacı lehine hesaplama yapılan işlemiş kazanç dönemi, iskontolu kazanç dönemi, iskontolu pasif dönemi hesaplamaları gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu, davacının iddialarını kabul etmemekle birlikte, davacının yargılamaya konu kaza sonrası dönemlerde çalışmasının bulunup bulunmadığı, güncel SGK kayıtlar dosya içine alınmadan davacının hiç çalışmadan hayatını sürdürdüğü düşünce ve ihtimali göz önünde bulundurularak yapılan hesaplamanın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi raporununda yapılan hesaplamaların davacının çalışma hayatının bittiği, bir daha çalışma ihtimalinin bulunmadığı düşüncesiyle yapıldığını, davacının pasif döneminde elde etmesi gereken kazançların dayanağının bilirkişi raporunda tespit edilemediğini, pasif dönemde asgari ücretin altında bir kazanç elde etmesi ihtimalinin değerlendirilmediğini, hükme dayanak bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, aktif- pasif dönem kazançlarının belirlenmesine yönelik Yargıtay kararları, asgari artış oranı ve peşin ödeme nedeniyle yapılacak iskontonun %5 olarak belirlenmesi mantıklı bulmasına ilişkin dayanaksız yorumlara yer verildiğini, "TRII 2010" tablosunun dosyada yanlış uygulanıp, müvekkili sitenin mağdur edildiğini, iş kazası tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini, maddi ve manevi tazminatın davacı açısından kabulü nedenleri açık ve net şekilde belirtilmediğini, davacının maddi zararını belirten hiçbir açıklama veya delilin dosyada bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep ettiklerini bildirmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, manevi tazminatın amacının kişilik haklarına yöneltilen saldırı sonucunda, saldırıya uğrayanın manevi zararını, çektiği üzüntüyü ve uğradığı ruhsal sarsıntıyı gidermeye yardımcı olacak tatmin yolu olduğu, emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında manevi tazminatın amacının sadece rahatlatmak duygusu vermek olmadığını aynı zamanda zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla caydırıcılığı sağlayabilmek olduğunun bildirildiğini, dava konusu olayda müvekkili 26.06.2013 tarihinde davalı bünyesinde çalışırken iş kazası geçirdiğini, %21 oranında malul kaldığını, bilirkişi incelemeleri ile davalının asli kusurlu olduğunun ortaya konulduğunu, 2019 yılında açılan dava ile 50.000 TL manevi tazminat talep edilmişse de Mahkemece, yalnızca 20.000 TL manevi tazminata hükmedilmesinin haksız ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, manevi tazminatın takdirinde kaza tarihi gibi olguların da dikkate alınması gerektiğini, tazminat miktarının, manevi huzuru tatmine yeterli olması gerektiğini, talep edilen 50.000 TL tutarındaki manevi tazminat miktarının olayın oluşumu ve tarihi, ortaya çıkan maluliyet, tarafların sosyal-ekonomik durumu ve paranın alım gücü gözetildiğinde makul hatta hakkı olanın dahi altında denecek düzeyde olduğundan davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini bildirerek kararın kaldırılmasını talep ettiklerini belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... davacının yaralanması sebebiyle kişilik haklarının da zarar gördüğü, maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluştuğu, davacının maluliyet oranı, kusur durumu, kaza tarihi ve paranın alım gücü ve maluliyet oranı gözönünde bulundurulduğunda manevi tazminatın 30000 TL olarak kabul edilmesi gerekirken 20000 TL olarak kabul edilmesinin, yine davacı için yargılama sırasında taktir edilen geçici ödemenin hesap edilen maddi tazminattan mahsubu yerine, mahsup işleminin infaz aşamasına bırakılmasının hatalı olduğu, kararın bu açılardan düzeltilmesi gerektiği, her ne kadar Kurum'un 19.03.2024 tarihli yazısında, davacıya gelir bağlandığında yaşlılık aylığı aldığından peşin sermaye değerinde değişiklik olmadığı bildirilmişse de davacıya geriye dönük gelir bağlandığı, yaşlılık aylığı daha sonra bağlandığından birikmiş gelir ödemesinde 5510 Sayılı Kanun'un 54. maddesinin gözetildiği, hesap bilirkişi raporunda da buna göre hesaplama yapıldığı, hükmedilen tazminatlara kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesinde hata olmadığı, davacının hesaplamaya göre maddi tazminat alacağının 486.223,53 TL olduğu, davacıya ödenen 50000 TL geçici ödeme mahsup edildiğinde maddi tazminat alacağının 436.223,53 TL olacağı anlaşıldığından..." gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.