VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; davalıların taşınmazın güncel değeri dikkate alınarak denkleştirici adalet ilkesine göre tazmin yükümlülükleri olduğu kabul edilmesi gerekirken buna dikkat edilmediğini, davalı şirket ile davacı arasında tanzim ve imza olunan 15.05.2012 düzenleme tarihli sözleşmenin teslim ve cezai şart başlıklı 7. maddesi gereğince taşınmazların teslim tarihi olarak 30.06.2013 tarihinin belirlendiğini, yine aynı madde gereğince sözleşmede sayılan mücbir sebepler gerçekleşir ise teslimin 6 ay gecikebileceği ve 6 aydan sonra aylık 600,00 TL kira bedel ödeneceğinin hüküm altına alındığını, buna göre herhangi bir mücbir sebep gerçekleşmediğine göre, 30.06.2013 tarihinden itibaren kira ödenmesi gerektiğini, ne var ki bugüne değin herhangi bir kira bedeli ödenmediğini, davalı yanca sözleşmenin ayıplı ifa edildiğini, sözleşmede brüt 70 m² taşınmaz vaad edilmiş iken 43 m²'lik taşınmazlar oluşturulduğunu, 4. ve 6. katta yer alan KD-GB cepheli dairelerin 3. kişilere devredilmiş olduğunun tespit edildiğini, davacının bu nedenlerle tapu iptal ve tescil talebinden vazgeçmek zorunda kaldığını ve ödediği bedelin denkleştirici adalet kuralına göre ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılarak ve taşınmazın güncel değeri dikkate alınarak davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı ... vekili; Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamında belirtilen usulü işlemlerin yapılmadığını, olayda ikinci alacaklılar toplantısının yapılmadığını, icra müdürünün Mahkemeye yazdığı yazıda ikinci alacaklılar toplantısı olarak yapıldığını belirttiği toplantının, icra müdürü tarafından bir kısım alacaklılar ile yapılan, yasal anlamda ikinci alacaklılar toplantısı niteliğinde olmayan usulsüz bir toplantı olup yok hükmünde olduğunu, söz konusu toplantı tutanağının ilk paragrafında, "…iflas ilk alacaklılar toplantısının 24.11.2022 günü saat 14.00de İflas Müdürlüğünde yapılmasına karar verilmiş olmakla…" denilmek suretiyle toplantının birinci mi, ikinci mi alacaklılar toplantısı olup olmadığının belirsiz olduğunu, toplantı tutanağında nisabın sağlandığı belirtilmiş ise de, katıldığı belirtilen kişilerin kaydedilen alacaklarının miktarı ile yapılan tüm alacak kayıtlarının toplam miktarının ne olduğunun belirsiz olduğunu, dolayısıyla nisabın sağlanıp sağlanmadığının belli olmadığını, toplantı tutanağı ekinde toplantıya sunulduğu belirtilen bir rapor olup, raporda toplam 83 alacak başvurusunda bulunulduğu belirtilmiş olduğu halde toplantıya 15 alacaklının katıldığının yazılı olduğunu, bu 15 kişinin alacaklarının miktarının belirsiz olduğunu, yine toplantıya sunulduğu belirtilen raporda, aynen "…ikinci alacaklılar toplantısı sonrasında 8 alacaklı 1.846.024,23 TL alacak kaydı talebinde bulunulmuş…" denilmek suretiyle henüz yapılmamış ikinci alacaklılar toplantısından daha sonra iflas masasına yapılan alacak kayıtlarının belirlendiğini, söz konusu toplantıya katılanlar dışında çok sayıda alacaklılar alacaklarını bildirdikleri halde anılan toplantıya çağrılmadıklarını, taraflarından da kesinleşmiş ilama bağlı alacaklarının kaydı için toplantıdan önce 05.10.2022 tarihinde talepte bulunulduğu bildirilmiş ve icra müdürlüğünün talebi üzerine ilan masrafına karşılık 2.000,00 TL yatırılmış olmasına rağmen toplantıya davet edilmediklerini, toplantıda Yargıtay bozma kararında belirtildiği üzere, davacının alacağının dolayısıyla işbu davanın kabul edilip edilmeyeceği hakkında bir karar alınmadığını, ayrıca halen iflas idaresinin teşekkül etmediğini, ikinci alacaklılar toplantısı olduğu belirtilen toplantı, yasanın aradığı şartlara göre icra edilmiş ikinci alacaklılar toplantısı niteliğinde olmadığından Yargıtay bozma kararında belirtilen usulü işlemlerin tamamlanmış olmadığını, davalı şirketin iflas tarihinden sonra yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunu, iflasın açıldığı 08.05.2019 tarihinden, bu toplantının yapıldığı 24.11.2022 tarihinden 10 gün sonrası olan 04.12.2022 tarihine kadar davanın durması ve hiçbir işlem yapılmaması gerektiğini, buna göre söz konusu tarihler arasında verilen kararların yok hükmünde olduğunu, müvekkili davalı ile diğer davalı şirket arasında adi ortaklık ilişkisi olmadığına dair kesin hüküm bulunduğunu, Yargıtay bozma ilamındaki değerlendirmenin sözleşmeye uygun olmadığını, müvekkili davalı ile diğer davalı yüklenici şirket arasında yapılan sözleşmeler, arsa karşılığı inşaat sözleşmesi ve ekleri olmakla tüm hükümleri incelendiğinde bunların tamamen tipik eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkili davalı ile davacı arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, dolayısıyla işbu davada müvekkili davalıya husumet yöneltilemeyeceğinden hakkındaki davanın öncelikle husumet yönünden reddi gerektiğini, davacı adi yazılı belgede kararlaştırılan satış bedelinin tamamını ödemediğinden sadece ödediği miktarı ödediği kişiden geri isteyebileceğini, ödediği bedelin denkleştirici adalet kurallarına göre alım gücüne ulaştırılarak tespit edilecek bedel karşılığını talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, iddia ettiği gibi diğer davalıya bağımsız bölüm satışı için ne miktar ödeme yaptığını banka, özel finans kurumlan ve posta idaresince düzenlenen belgelerle ispatlaması gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, yükleniciden bağımsız bölüm satın alan davacının alacak istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, bozma ilamının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Ankara 21. İcra Dairesinin 2019/17 İflas nolu dosyasına yazılan müzekkere cevabında; alacaklı olarak bulunan davacı vekili aracılığıyla yapılan alacak kaydı başvurusunun taranarak yazı ekinde gönderildiğinin belirtildiği, ekli evrakın incelenmesinde talep edilen alacak kaydının nizalı olarak kaydı ile herhangi bir imtiyaz tespit edilemediğinden alacak kaydının 4. sırada kaydına karar verildiği anlaşılmıştır. Dava konusu edilen alacak sıra cetveline nizalı alacak olarak kaydedildiğinden dava konusuz kalmış değildir. İflasın açılmasından sonra iflas masasına kabul edilmeyen alacakla ilgili talep, kanun gereğince kayıt kabul davasına dönüşür. Dava, yargılama sırasında kayıt kabul davasına dönüşmüştür. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, İİK’nın 194. maddesi hükmü göz önünde bulundurulmak suretiyle davaya devam edilmesi gerekirken yerinde bulunmayan yazılı gerekçeyle davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3. Davalı arsa maliki ... yönünden yapılan incelemede ise; arsa sahibi davalı ile yüklenici diğer davalı arasında .... Noterliğince düzenlenen 14.10.2011 tarihli sözleşme ve 26.04.2012 tarihli, 13.10.2014 tarihli ve 10.07.2016 tarihli ek sözleşmeler ile kat karşılığı inşaat ve satış vaadi sözleşmeleri imzalanmış olup, bu sözleşmeler ile arsa sahibi arsasını vermeyi, yüklenici ise bu arsa üzerinde sözleşmeye uygun inşaat yapmayı, konutları satmayı, satış bedelini tahsil ettikten sonra arsa sahibine ödemeyi yükümlenmiştir.
Davalılar arasında imzalanan 14.10.2011 tarihli sözleşmenin (3 - 9) maddesinde; “hasılat paylaşımı esaslarına göre satışı yapılacak gayrimenkullerin KDV’leri yüklenicilere aittir. Gayrimenkullerin satış bedelinin %50’si arsa sahibine ödenecektir. Oluşacak gayrimenkullerin satışından arsa sahibinin payına düşecek olan KDV yükleniciler tarafından ödenecektir.” hükmüne; (8.) maddesinde; “...satışlardan elde edilecek hasılat taraflar arasında hasılat paylaşımı esaslarına göre yüklenicilere %50 arsa sahibine %50 olarak paylaşılacaktır. Gayrimenkullerin satış fiyatları arsa sahibinin onayı alındıktan sonra geçerli olur” hükmüne yer verildiği; 26.04.2012 tarihli ek sözleşmenin (5.) maddesinde ise yine; “...satışlardan elde edilecek hasılat taraflar arasında hasılat paylaşımı esaslarına göre yüklenicilere %50 arsa sahibine %50 olarak paylaşılacaktır. Gayrimenkullerin satış fiyatları arsa sahibinin onayı alındıktan sonra geçerli olur” hükmüne yer verildiği ve daha sonra tanzim olunan ek sözleşmeler ile aynı hak ve yükümlülüklerin muhafaza edildiği anlaşılmaktadır. Sözleşme, özetlenen bu hükümleriyle birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraflarca akdedilen sözleşmenin müşterek amaç ve müşterek amaç için birlikte çaba unsurunu içermemesi, arsa malikinin zarara katılmasının söz konusu olmaması nedeniyle adi ortaklık sözleşmesi olmayıp, 28.09.2021 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararında da açıklandığı üzere, taraflarına karşılıklı borç yükleyen, karma nitelikli bir sözleşme olmakla birlikte baskın niteliğinin gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olması nedeniyle eser sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği açıktır. (Dairemizin 23.06.2014 tarihli ve 2014/10780 E., 2014/10005 K. sayılı ilamı ile ve Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/3-2615 E., 2021/1102 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir). Kaldı ki bu sözleşmenin tarafları arasında görülen Ankara Batı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 13.11.2018 tarihli ve 2017/38 E., 2018/466 K. sayılı kararında da davalılar arasındaki ilişki bu şekilde nitelendirilmiştir.
Bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince; arsa maliki davalı ... ile davacı arasında sözleşme ilişkisinin bulunmadığı, bu nedenle davacı tarafından arsa maliki olan davalıya husumet yöneltilemeyeceği gözetilerek, davanın davalı ... yönünden husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, davalılar arasındaki sözleşme maddelerinin yorumlanmasında maddi yanılgıya dayalı Dairemiz bozma kararına uyularak davanın davalı arsa sahibi yönünden kabulüne karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.