V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleştirilen davalarda davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm kısmında istinaf başvurularının miktar nedeniyle reddine karar verildiği belirtilmesine rağmen dayanak olarak atıf yapılan HMK'nın 345 ve 346/2. maddelerinin istinaf başvuru süresine ilişkin olduğunu, kararın bu yönüyle dahi çelişkiler içerdiğini, istinaf başvurularının süresinde olduğunu, gerek dava konusu taşınmazların değeri gerekse de istinaf kanun yoluna başvurularda parasal sınır dikkate alındığında istinaf başvurularının usulüne uygun olduğunu, esasa yönelik itirazlarına gelince Yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, sundukları deliller yeterince incelenmeden ve gerekçe gösterilmeden hüküm verildiğini, tanıklarından üç tanesinin dinlenilmediğini, tanıkları dinlenilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, asıl davada müvekkilleri lehine yapılan devir işleminin geçerli ve hukuka uygun olarak yapıldığını, muris ...'ın mal kaçırma amacı olmadığını, dava konusu taşınmazlar ortak gelirle alındığından murisin ölmeden önce mallarını adaletli bir şekilde paylaştırmak amacıyla davalıların hakkı olanı verdiğini, tanık anlatımlarından da anlaşılacağı üzere davacıların murisi ...'ın ailenin ortak geliri olan maaş ve tazminat ile taşınmazları satın aldığını ve kardeşlerine hakkı olanı vermediğini, bu nedenle muris ...'ın mirasçıları arasında mallarını hakkaniyetli bir şekilde paylaştırdığını, davacıların söz konusu taşınmazlarda bir hakkının olmadığını, Mahkemece muvazaa iddiasının ispatlandığına dair bir gerekçe ortaya koyulamadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Birleştirilen dosyada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne yönelik kararının hukuka uygun olduğunu ancak nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, nispi vekalet ücreti hükmedilmesine yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek davalıların temyiz itirazlarının reddine karar verilmesini, taraflarınca yapılan katılma yoluyla temyiz başvurusunun da kabulü ile nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen dava ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; muris ...'ın 07.03.2018 tarihinde öldüğü, mirası 7 pay kabul edilerek 1'er payın davacı ..., davacı ..., , davalı ..., davalı ... ve dava dışı ...,... ait olduğu, dosya içerisinde yer alan tapu kayıtları ve TAKBİS sisteminden yapılan incelemede dava konusu İstanbul ili, Maltepe ilçesi, ... Mahallesi, 16117 ada 32 parsel üzerinde bulunan 15 ve 16 nolu bağımsız bölümlerde muris tam hisse ile malik iken 15 ve 16 nolu bağımsız bölümlerde 1/2 hissesini davalı ...'a, 1/2 hissesini ise davalı ...'e satış yoluyla 07.03.2017 tarihinde temlik ettiği, muris yine aynı yerde bulunan 19 ve 20 nolu bağımsız bölümlerde ise 1/3 hisse ile malik iken, 19 ve 20 nolu bağımsız bölümlerde 1/6 hissesini davalı ...'a, kalan 1/6 hissesini ise davalı ...'e satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmıştır.
Asıl dava yönünden davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bilindiği üzere, İlk Derece Mahkemesinin miktar veya değeri üç bin Türk lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararları verildiği anda kesin olup istinaf edilemez (HMK 341/2). Yukarıdaki 3.000,00 TL’lik parasal sınır İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi olan 2024 yılı için 28.250,00 TL’dir.
Somut olayda, asıl davadaki istek muris muvazaası hukuksal nedeninde dayalı pay oranında tapu iptali ve tesciline ilişkin olup asıl dava tarihi olan 22.08.2019 tarihi itibari 15 nolu bağımsız bölümün değerinin 80.500,00 TL, 16 nolu bağımsız bölümün 143.795,00 TL, 19 nolu bağımsız bölümün 334.678,00 TL, 20 nolu bağımsız bölümün 290.055,00 TL olduğu, her bir davalı yönünden 15 ve 16 nolu bağımsız bölümlerin temlike konu 1/2 payının değerinin 40.250,00 ve 71.897,50 TL, 19 nolu bağımsız bölümün temlike konu 1/6 payının 55.779,66 TL, 20 nolu bağımsız bölümün satışa konu 1/6 hissesinin 48.342,50 TL olduğu, her bir davalı yönünden dava konusu taşınmazlardaki temlike konu hisse değerinin 216.269,66 TL olduğu, bu değer üzerinden davacının 1/7 miras payına isabet eden dava değerinin ise 30.895,66 TL olduğu, İlk Derece Mahkemesinin karar tarihine göre istinaf kesinlik sınırının 28.250,00 TL olduğu asıl dava yönünden dava değerinin istinaf kesinlik sınırının altında kalmadığı açıktır.
Şu halde, asıl dava yönünden Bölge Adliye Mahkemesi tarafından işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken asıl davada davalılar vekilinin istinaf dilekçesinin miktardan reddine karar verilmesi doğru değildir.
Birleştirilen dava yönünden davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; dosya içeriği ve toplanan delillerden; davanın 1.000,00 TL değer gösterilmek suretiyle açıldığı ve yargılama sırasında çekişmeli taşınmazların sadece asıl dava tarihi itibariyle keşfen belirlenen değerleri toplamı esas alınarak sonuca gidildiği, birleştirilen dava tarihi itibariyle değerin keşfen saptanmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda dava değerinin gayrimenkulün değerine göre belirleneceği öngörülmüştür. Dava değerinin belirlenmesinde taşınmazın dava tarihindeki keşfen saptanacak gerçek değerinin esas alınacağı kuşkusuzdur.
Aynı Kanun'un 30. maddesi ise “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılıyorsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409. maddesinde (HMK 150) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” şeklinde, 32. maddesi ise; “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. Harçlar Kanunu'nun uygulaması kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur.
Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılarak ya da ek rapor alınarak Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazların birleştirilen dava tarihindeki değerinin belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.