III. GEREKÇE
Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da, devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır.
Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir.
Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince mutlak terör suçudur.
Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde;
1-Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,
2-Devletin birliğini bozmak,
3-Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,
4-Devletin bağımsızlığını zayıflatmak olarak belirlenmiştir.
Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314. md. gibi).
Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. “Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik, ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar sayfa 89, 90, Dönmezer Tedhişçilik sh. 56).
Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir.” (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90). Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22).
Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç,zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 T. 2012/2855-8069 sy. k, 15.01.2014 t. 2013/12441-2014/614 sy. k. 30.03.2010 t. 2009/8654-2010/3632 sy. k. 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 esas, 2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur.
Her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama haline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 T. 2009/6277-7540 sy. k.vb.).
Mahkemenin kabul ve gerekçesine göre, önceden yapılan keşif ve plan doğrultusunda Pasinler İlçe Emniyet Müdürlüğüne yapılacak saldırıda kullanılacak bomba yüklü aracın eylem mahalline ulaşılamadan çamura saplanması nedeniyle bulunduğu yerde patlatılası eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı ve bu olayın soruşturması işlemlerinin icrası kapsamında yakalanmaları nedeniyle polis nezaretinde bulunan sanıklar ... ve ... ile birlikte sanık ...'ın evine gidildiğinde evde bulunan örgüt mensuplarıyla çıkan çatışmada dört güvenlik görevlisinin yaralanması eyleminden sanıkların sorumlu olup olmadığı, sorumlu ise sorumluluğunun kapsamının ne olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
a-Sanıkların dava konusu eyleminin amaç suç açısından hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu:
Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hallerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/... Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/..., kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. ... Koca ve Prof. Dr. ... Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre;
Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av Serra Karadeniz-LLM/Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi/sayfa 792, 793, 794, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler sayfa 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/... Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/..., kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. ... Koca ve Prof. Dr. ... Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408).
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, somut olay incelendiğinde;
Dosya kapsamındaki delillerle uyumlu ilk derece mahkemesinin oluşa ilişkin kabulüne göre; PKK/KCK silahlı terör örgütünün eylem talimatı üzerine, 17.11.2016 günü saat 08.40 sıralarında Bulanık İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Rüstemgedik Beldesi Murat Nehri ve Gündüzü Köyü (Erzurum yolu) bölgesinde bir patlama sesi akabinde dumanların yükseldiğinin görülmesi üzerine güvenlik güçleri olay yerine gittiklerinde araç parçaları ve yolda patlama sonucu bir çukur oluştuğu, patlama çukuru yakınından geçen DSİ sulama kanalında tahribata yol açtığının görüldüğü, başlatılan soruşturma ve yapılan araştırmalar sonucunda; açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen ve olaydan sonra kaçan Xebat kod adlı terör örgütü mensubunun kullandığı bomba yüklü 26FC032 nolu çalıntı plaka takılı Ford Transit marka araç ve bu araca eskortluk yapan sanık ...’ün kullandığı oto kiralama şirketinden kiralanmış 65DF685 plakalı Renault Megane marka ve sanık ...’ın kullandığı sanık Zehra Hezer adına kayıtlı 65DS418 plakalı Fiat Punto marka araçlarla önceden keşif yaptıkları Pasinler İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bombalı saldırı eylemi gerçekleştirmek için yola çıktıkları, ancak bomba yüklü aracın çamura saplanması ve tüm uğraşlarına rağmen aracı çıkartamamaları nedeniyle olay yerinde patlattıkları, böylece planlanan eylemin gerçekleştirileceği yere ulaşılamadan eyleme son verildiği anlaşılmaktadır.
Aracın patlatılması eyleminden önce sanık ...'ın olay yerinden ayrılarak evine döndüğü, ardından sanık ... ve diğer terör örgütü mensuplarının da bu eve gelerek durum değerlendirmesi yaptıkları, sonrasında sanık ...’ı olayda kullanılan Fiat Punto aracı sahibine teslim etmek üzere gönderdikleri, sanık ...’ın aracı teslim etmek için gittiğinde uygulama yapan güvenlik güçlerince, sanık ...’ün ise kendi evinde yakalandığı, dosya kapsamında bulunan olay tutanağına göre, 18.11.2016 tarihinde saat 03.00 sıralarında güvenlik güçleri sanık ...'ın evine sanık ile birlikte gittiği, sanık ...'ün ise takviye olarak giden bir başka ekip ile olay yerine gittiği, evin etrafında gerekli güvenlik tedbirlerinin alındığı, güvenlik güçlerinin eve girmeye çalıştıkları esnada içeriden el bombası atılması ve ateş açılması üzerine güvenlik güçlerinin karşılık vermesiyle başlayan çatışmada üç PÖH ve bir TEM personelinin yaralandığı, bu ortamdan yararlanmak isteyerek kaçmaya çalışan sanık ...'ın direnmesi üzerine kademeli zor kullanılarak yakalandığı, devam eden çatışma sırasında evin içinde bulunduğu değerlendirilen mühimmat nedeniyle patlamalar olmaya ve alevler çıkmaya başladığı, bu sırada evde bulunan terör örgütü mensuplarının kaçarak izlerini kaybettirdikleri anlaşılmakla, amaç suç olan “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” fiilini gerçekleştirmeye elverişli araç suç niteliğindeki bu eylemine sanıkların iştiraki bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.
Patlayıcı maddelerin üretimi, muhafazası, satılması veya alınması, ülke içinde bir yerden bir yere nakli gibi seçimli hareketlerle gerçekleştirilmesi halinde TCK 174. maddede yaptırıma bağlanan suçun oluşacağına dair kuşku yoktur.
Uygulamada istikrar kazanmış içtihatlar ve Dairemizin kabulü doğrultusunda, insanların yaşadıkları yerlere ağır sonuçlar doğurabilecek miktarda patlayıcı madde yerleştirilmesi ya da patlatılması halinde; ölüm, yaralanma, mala zarar verme gibi zarar suçlarının oluşabileceği gibi en azından bu suçların gerçekleşme tehlikesi doğacaktır. Bu tür eylemlerin amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli fiillerden olduğuna kuşku yoktur.
Somut olayda ise Pasinler İlçe Emniyet Müdürlüğüne patlayıcı yüklü araç ile saldırılıp patlatılarak planlanan ölüm, yaralanma gibi vahim eyleme amacına ulaşılamadan son verildiği, patlayıcı madde bulundurma ve bir yerden başka yere nakletme eyleminin ise gerçekleşmiş olup, amaç suç açısından somut tehlike oluşturan hazırlık hareketi niteliğinde olan amaçlanan fiilin, TCK. 302. maddede tanımlanan suç açısından elverişli eylem olarak kabulüne olanak yoktur. (9.CD'nin 14.10.2009 tarih ve 11183/10167 sy.)
Bu eylemin, ölüm ve yaralama suçunun icrai hareketi niteliğinde olup olmadığı ve teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı çözümlenmesi gereken hukuki sorundur.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda patlayıcı infilak ettirilmek suretiyle ölüm ve yaralamaya sebebiyet vermek suçu açısından, henüz patlayıcının planlanan yere ulaştırılmamış olması, patlama aşamasına kadar eylemden her zaman vazgeçme ihtimalinin bulunması karşısında, suçun icrai hareketlerinin başlamadığının ve hazırlık hareketleri niteliğinde kaldığının kabulü gerekmektedir.
Öte yandan; sanıkların ...'ın evinde bulunan ve kod adı kullanan PKK/KCK terör örgütü mensuplarıyla fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri, örgütün Pasinler İlçe Emniyet Müdürlüğüne patlayıcı madde ile saldırı talimatını yerine getirmek için ortak hareket ettikleri yönündeki ilk derece mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik yok ise de; planlanan eylem gerçekleşmeyince durum değerlendirmesi yapmak için sanık ...'ın evinde buluştukları, eskort için kullanılan araçların sahiplerine teslimini kararlaştırdıkları, sanıklardan ...’ın aracı teslim için götürdüğünde, sanık ...’ün ise kendi evine döndüğünde güvenlik güçlerince yakalanarak göz altına alındıkları, ilk olayın soruşturma işlemlerinin icrası amacıyla 18.11.2016 tarihinde sabaha karşı saat 03.00 sıralarında sanıklardan ...'ın evine giden güvenlik güçlerine evde bulunan terör örgütü mensupları tarafından bomba atılması ve ateş açılması nedeniyle başlayan çatışma sırasında sanıklar ... ve ...'ın polis nezaretinde olduklarına dair aşamalarda istikrar gösteren savunmalarının, 18.11.2016 tarihli tutanakların içerikleriyle de doğrulandığı gibi gerek kovuşturma aşamasında dinlenen güvenlik kuvveti müşteki ve katılanların anlatımları gerekse dosya kapsamında yer alan tüm bilgi ve belgelerden, sanıkların savunmalarının aksini gösterir şekilde dört güvenlik görevlimizin yaralanması ile sonuçlanan çatışma olayına iştirak ettiklerine, fiile methali olduklarına ilişkin amaç suçu oluşturmaya elverişli/vahim nitelikteki kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından cezalandırılmalarına yeterli, kesin ve somut deliller bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında;
PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarının sabit olduğu anlaşılan sanıklar ... ve ...'ün savunmalarının aksini gösterir mahiyette, amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli araç suç olarak kabul edilen, müşteki ve katılan güvenlik görevlilerine karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçlarını işlediklerini gösterir, cezalandırılmalarına yeterli, her türlü şüpheden uzak ve kesin deliller bulunmaması nedeniyle atılı eylemlerin sübut bulmadığı, bu nedenle amaç suç olan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu yasal unsurları bakımından tekemmül etmediğinden, "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma" suçu ile "Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs (dört kez)" suçlarından ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği, sanıklardan ...'ün sabit görülen "Silahlı terör örgütüne üye olma" ve "Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma" suçlarından mahkumiyetine dair hükümlere yönelik temyiz isteminin reddine dair ek kararın Yargıtay tarafından onanmasına karar verilerek kesinleştiği, sanık ...'ın ise silahlı terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği değerlendirildiğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.