Yargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2025/2845 · K. 2025/3225
1. Hukuk Dairesi 2025/2845 E. , 2025/3225 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı Hazine vekili; davalılar aleyhine ayrı ayrı açılıp yargılama sırasında aralarındaki hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle birleştirilen dava dilekçelerinde; kıyı-kenar çizgisi ile deniz arasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan 1226 parsel sayılı taşınmazın tapuda davalılar adına hisseli şekilde kayıtlı olup davalıların işgalinde bulunduğunu açıklayarak taşınmazın tapusunun iptaline, davalıların müdahalesinin önlenmesine ve taşınmaz üzerindeki yapının yıkımına karar verilmesini istemiştir. 2. Davacı vekili 15.04.2004 tarihinde davalılardan ... hakkındaki davayı atiye bıraktığını bildirmiştir.
II. CEVAP
Davalılar ..., ... ve ...; taşınmaz üzerindeki yapının 3621 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce yapıldığını, davalı Abdülkadir Arıkan 19.03.2004 tarihli dilekçesiyle taşınmazdaki payını ...'na sattığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Mahkemece; 1226 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan ... 86 parsel sayılı taşınmazın asıl ve birleştirilen davalarda davacının da taraf olduğu ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih ve 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı kararı ile ...adına hükmen tesciline karar verildiği, anılan Mahkeme kararında taşınmazın deniz ile olan ilişkisinin irdelendiği gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle asıl ve birleştirilen davaların reddine dair verilen ilk karar Dairece onanmış, karar düzeltme talebi üzerine ise Dairece; “Dosya içeriği ve toplanan delillerden, kısmen kıyı-kenar çizgisi içerisinde yer aldığı keşfen saptanan çekişmeli 1226 sayılı parselin, 1965 yılındaki kadastro işleminde tapuya dayalı olarak tespiti yapılan ve sonrasında Hazinenin de taraf bulunduğu ... Tapulama Mahkemesinin 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı tespite itiraz davasında 02.10.1968 tarihli kararla ... adına tescil edilen 86 sayılı kadastral parselden geldiği görülmektedir. Mahkemece, kesin hükümden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.Gerçekten de, 86 sayılı kadastral parselle ilgili ... Tapulama Mahkemesinin 1967/323 esas sayılı tespite itiraz davasında verilen hükmün, tarafı bulunan Hazine yönünden bağlayıcı olduğunda ve kesin hüküm niteliği taşıdığında kuşku yoktur. Ne var ki, çekişmeli 1226 sayılı parselin 86 sayılı kadastral parselden ne şekilde geldiği araştırılmamış, ilk tesisinden itibaren tedavüllü çap kayıtları getirtilmemiş, 1226 sayılı parselin tevhit suretiyle oluşması halinde tevhit parsel ya da parsellerinin 1967/323 Esas sayılı kesin hükümden yararlanamayacakları düşünülmemiştir. Hâl böyle olunca; çekişmeli 1226 sayılı parselin 86 sayılı kadastral parselle ve varsa başka parsel ya da parsellerle ilgili bağlantısını gösteren tedavül kayıtlarının getirtilerek keşfen uygulanması, 1967/323 esas sayılı hükmün kapsamında kalıp kalmadıklarının açıklığa kavuşturulması, kapsam dışında kalmaları halinde kıyı-kenar çizgisi ve 5841 sayılı Yasa hükümleri yönünden değerlendirme yapılması, bunun yanında taraflara yüklenecek yargılama masrafı ve vekalet ücreti bakımından davadaki haklılık durumlarının belirlenmesi, ondan sonra bir karar verilmesi yerine, eksik soruşturma ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesiyle onama kararının ortadan kaldırılmasına, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; dava konusu 1226 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan ... 86 parsel sayılı taşınmazın asıl ve birleştirilen davalarda davacının da taraf olduğu ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih ve 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı kararı ile ...adına hükmen tesciline karar verildiği, anılan Mahkeme kararında taşınmazın deniz ile olan ilişkisinin irdelendiği, dolaysıyla ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih ve 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı ilamının davacı yönünden kesin hüküm oluşturduğu, ayrıca aynı parsel için bir kısım bağımsız bölüm malikleri hakkında aynı nedenlerle aynı davacı tarafından açılan ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3312 Esas ve ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas sayılı davalarının da kesin hüküm nedeniyle reddedildiği gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir. Karara karşı süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 3. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 29.11.2012 tarihli ve 2012/9996 Esas, 2012/11371 Karar sayılı kararıyla; “Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava konusu 1226 parsel tapulama sırasında 1957 tarih 14 sıra nolu tapu kaydı uyarınca 20.07.1965 tarihinde 86 parsel olarak tespit edilmiş ve tutanağa yönelik itiraz üzerine ... Tapulama Mahkemesinin 1967/325 Esas, 1968/14 Karar sayılı ilamı ile ... adına tescil edilmiş, daha sonra 86 parselin 1226 ve 1227 parsellere ifraz görmesinden oluşmuştur. Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen jeolog ve teknik bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazın keşif anında belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre 27,83 m2'lik yerin deniz ile kıyı-kenar çizgisi arasında kaldığı bildirilmiş ancak 1986 yılında yapıldığı belirtilen kıyı kenar çizgisi rapora ekli krokide tam olarak gösterilmediği gibi her iki kıyı-kenar çizgisi arasındaki çelişki de giderilmemiştir. Hemen belirtilmelidir ki, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlede: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3. maddesi ile aynı Kanun'a eklenen geçici 10. maddesinde ise; “Bu Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu Yasa'nın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, Yerel Mahkeme kararının temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 10. maddenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu re'sen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.03.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Hâl böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu halde Mahkemece, mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazın 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca öncelikle idare tarafından belirlenen 1986 tarihli kıyı-kenar çizgisine ilişkin kroki uzman bilirkişilerce uygulanmalı, Mahkeme bu çizilen kıyı-kenar çizgisi krokisi ile bağlı olmayıp bizzat bilirkişi kurulu aracılığıyla kıyı-kenar çizgisinin belirlemeye yetkili olduğu gözetilerek yeniden belirlemeli, 3621 sayılı Yasa'nın 9. maddesine göre oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile kıyı-kenar çizgisi belirlenmeli, bilirkişi heyetinden idare tarafından belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile 25.01.2008 tarihli keşif sonucu belirlenen kıyı-kenar çizgisi arasındaki çelişkiyi giderecek ayrıntılı, denetime açık rapor temin edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. ” gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 4. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas, 2008/1445 Karar sayılı kararının eldeki dava için kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.