Davalı ... Muhakemat Müdürlüğü vekili; davanın yersiz ve usule aykırı olduğunu belirterek husumetten ve esastan davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; dava konusu 530 ada 4 parsel sayılı taşınmazın ortaklığın giderilmesi davası neticesinde satıldığını, Belediyenin malik olmadığını, dava konusu 340 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ise kanun gereği Belediyeye devredildiğini, işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, davacı tarafın Belediye yönünden davayı atiye bırakma beyanlarına muvafakat ettiklerini bildirmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacıların hiçbir zaman kayıp, yitik kişiler olmadıklarını, taşınmazların malikinin üst soyları olduğuna dair tüm hususların ispatlandığını, davalı İdarenin gerekli araştırmaları yapmadan yanlış bir idari karar aldığını ve uyguladığını, davacıların karardan bu davayı açana kadar haberleri olmadığını, yapılan idari işlemin yolsuz tescile sebebiyet verdiğini ve yok hükmünde olduğunu, davacıların hak arama hürriyetlerinin ellerinden alındığını, hesaplanan nispi vekalet ücretinin iptal edilmesi gerektiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, yolsuz tescil hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 340 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 1/3 payının 26.12.1949 tarihinde ... kızı ... adına tespit ve tescil edildiği, ... Defterdarlığı ... Müdürlüğü tarafından ... Tapu Sicil Muhafızlığına yazılan 19.06.1953 tarihli yazı ile ... kızı ...'ın firari bulunduğu tahakkuk ettiğinden, adı geçenin payına Tasfiye Kanunlarına göre tevfikan vaziyet edildiğinden bahsedilerek Hazine adına tescil talep edildiği, bu suretle ... kızı ... adına kayıtlı 1/3 payın 23.06.1953 tarihinde metruken Hazine adına tescil edildiği; dava konusu 530 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 72/432 payının 09.12.1954 tarihinde ... oğlu ... adına tespit ve tescil edildiği, ... Defterdarlığı ... Müdürlüğü tarafından ... Tapu Sicil Muhafızlığına yazılan 13.02.1957 tarihli yazı ile ... oğlu ...'a ait 72/432 paya Tasfiye Kanunları ve Talimatnamesi gereğince vaziyet edildiği bildirilerek Hazine adına tescil talep edildiği, bu suretle ... oğlu ... adına kayıtlı 72/432 payın 15.02.1957 tarihinde metruken Hazine adına tescil edildiği; anılan taşınmazlardaki dava konusu payların 03.04.1961 tarihinde 7367 sayılı Kanun gereği ... Belediyesine devredildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, hem 13 Eylül 1331 tarihli geçici Kanun, hem de 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı Kanun hükümlerinde firari ve mütegayyip bulunan veya başka yerlere naklolunan şahısların bu hallerinin vuku bulduğu anda, taşınmaz mallarının, ilgisine göre Maliye veya Evkaf Hazinelerinin mülkiyetine kendiliğinden geçişi hüküm altına alınmıştır.
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 22.04.1963 tarihli ve 1963/41Esas, 1963/94 Karar sayılı kararında da; "…6 Ağustos 1340 tarihinden önce fiili bir surette yukarıda yazılı durumlara girmiş bulunan şahıslar hakkında yapılan ve bundan sonra da yapılacak olan muamele; bunların mallarının, bu durumlara düştükleri tarihte Hazine veya Vakıflar İdaresi uhdesine geçmiş olup olmadığının tesbiti için o tarihlerde firari veya mütegayyip veya afcar mahalle naklolunan kimselerden olup olmadıklarının tâyini maksadıyle girişilen araştırmalarla, tesis olunan idarî işlemlerden ibarettir. Bu işlemlerin bir safhası olarak sık sık adı geçen (Vaziyet muamelesi) veya (Vaziyet kan) bu gibi gayrimenkullerin mülkiyetinin Maliyeye veya Vakıflar İdaresine intikalini sağlayan hukukî ve kanunî bir unsur olmayıp İdarece bahis konusu şahsın firari, mütegayyip veya ahar mahalle nakledilen kimse olup olmadığının tespiti için yapılan araştırmalar sonunda varılan neticeyi ve bu şahsa ait olup da kanun gereğince Hazine veya Vakıflar İdaresine intikal etmiş bulunan gayrimenkullerin cins ve yerlerini topluca ifade ve vukuatı hülâsa için tutulan bir usul gereğince yazılan bir yazıdan ibarettir. Yukarıda da belirtildiği üzere böyle bir usul tutulması İdarece ihtiyar edilmemiş olsa veya bu usule rağmen dosyasında böyle bir yazı bulunmasa dahi Kanun'da belirtilen duruma düşen şahısların mallarının bu duruma düştükleri tarihte Hazine veya Vakıflar İdaresine Kanun gereğince geçmiş olduklarının kabul edilmesi zaruridir.
Binaenaleyh Lozan Andlaşmasının yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1340 tarihinden önce firari ve mütegayyip duruma giren veya başka mahalle nakledilmiş bulunan bir kimsenin mallarının mülkiyeti, bu duruma girdiği tarihten itibaren, dosyasında o tarihte alınmış bir vaziyet kararı olsun olmasın, ilgisine göre Maliye veya ... uhdesine kanun uyarınca geçmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla böyle bir şahsın, firari veya mütegayyip olup olmadığının tespiti işine 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başlanmamış ve bu tarihten önce bir vaziyet kararı verilmemiş olması, esasen bu tarihten önce Kanun gereğince ilgili Hazine uhdesine geçmiş olan mallarının hukukî durumu üzerinde hiçbir etki yapamaz.
Bu bakımdan 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başka yere nakledilmiş veya firar veya tegayyüp eylemiş bir kimsenin malı, bu tarihten evvel Hazineye veya Vakıflar İdaresine bir kanunla geçmiş bulunduğundan, bu tarihten sonra bu durumun belirtilmesi maksadiyle yapılan işlemler, gayrimenkul mülkiyetinin bu idarelere geçirilmesini değil, vaktiyle tahakkuk etmiş bulunan intikal muamelesinin belirtilmesi amacını gütmektedir." ifadeleri ile vaziyet kararının Emval-i Metruke Kanunlarının uygulanması için kurucu bir unsur olmadığı, mülkiyetin Kanunlarda aranan şartların yerine gelmiş olması ile ilgilisine geçeceği belirtilmiştir.
Başka bir deyişle; malın mülkiyetinin vaziyet kararı ile değil kişinin kaçak ya da yitik kişi duruma düştüğü andan itibaren ilgilisine geçeceği, kaçak ya da yitik olmayan bir kişi hakkında düzenlenen vaziyet kararı uyarınca tapuda Maliye Hazinesine ya da Vakıflar İdaresine yapılan tescilin ise usulsüz ve yolsuz bir tescil durumunda olacağı açıktır.
Yolsuz tescil sebebiyle oluşan tescilin iptali için açılan davada tescilin yolsuz olup olmadığına bakmakla görevli mahkemeler genel mahkemeler olduğundan ayrıca İdare Mahkemelerinden vaziyet kararının iptali için bir karar alınmasına da gerek bulunmamaktır.
Somut olaya gelince; davacıların, ... kızı ... ve ... oğlu ...'un hasımlı ve hasımsız veraset ilamlarını ibraz ederek anılan kişilerin mirasçıları olduklarını, murisleri ... kızı ... ve ... oğlu ...'un kayıp ve yitik kişilerden olmadığı halde dava konusu taşınmazlardaki paylarının idari işlemle Hazine adına metruken tescilinin yolsuz olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtıkları, bahsedildiği üzere, ... kızı ... ve ... oğlu ... kaçak ya da yitik kişilerden ise bu duruma düştüğü andan itibaren Hazinenin mülkiyet hakkını kazandığı, aksi halde ise yani ... kızı ... ve ... oğlu ... kaçak ya da yitik kişilerden değilse Hazine adına tescilin yolsuz olacağı, mülkiyet hakkının vaziyet kararına ya da idari bir işleme bağlı olmadığı, idari işlemin yapılan bir tespitten ibaret olduğu, bu nedenle iptali için idari yargı yerinde bir karar alınmasına gerek bulunmadığı gözetilerek işin esası yönünden inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde tarafların dayandığı tüm delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.