V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Eksik inceleme yapıldığını,
b. Şirket yetkilisine yapılan tebligatın usulsüz olup duruşmadan haberdar edilmediğini,
c. Yeterli karlılık sağlanamaması durumunda dahi firma malvarlıklarının firmanın tüm borcunu karşıladığını,
d. Müvekkilinin finansman sağlama çabasının dikkate alınmadığını,
e. Şirketin borca batık olmadığını, çalışarak borcu ödeyebileceğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, konkordatonun tasdiki istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacı şirket 29.07.2022 tarihli talebiyle konkordato ve geçici mühlet talebinde bulunmuştur. Geçici mühlet ve tedbir kararından sonra kesin mühlet kararı verilmiş, komiser heyetinin 25.5.2023 ve 29.9.2023 tarihli raporlarında “…davacı şirketin geçici ve kesin mühlete elde ettiği gelirin konkordato projesinin uygulanmasına ve önerilen ödeme projesinin gerçekleşmesine imkan vermediği ve şirketin borca batık olmadığı…” belirtilmiştir. Mahkeme, komiser ve bilirkişi heyetlerinin raporlarına istinaden, geçici mühlet ve tedbir tarihinden 2 yıl, 1 ay, 10 gün sonra konkordato isteminin reddine ve davacı şirketin, borca batık olmasa bile İİK’nın 292. maddesindeki koşulların mevcut olduğunu belirterek iflasa karar vermiştir.
Somut olayda uyuşmazlık, İİK’ nın 292. maddesine göre “iflasa” karar verebilmek için “borca batıklığın” aranıp aranmayacağı noktasında toplanmaktadır.
28/2/2018 tarihli 7101 sayılı Kanun'la İcra ve İflas Kanunu’nun 285 vd. maddelerindeki Konkordato hükümlerinde köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler yapılırken, özellikle uygulamada kötüye kullanılan, kabul ediliş hedeflerine hizmet etmeyen “iflas erteleme” kurumu da kaldırılmıştır. Konkordato kurumu, kaldırılan iflas ertelemenin boşluğunu dolduracak, kötüye kullanılmayacak ve iflas ertelemenin akibetine uğramayacak şekilde sıkı koşullara bağlanmıştır. Özellikle kötü niyetli borçluların konkordatoyu gerçek amacından şaşırmamaları için konkordato talep edene yükümlülük ve risk yüklenmiştir. İşte bu amacın gerçekleşmesi için kabul edilen hükümlerden biri de İİK’nın 292. maddesidir.
Şöyle ki;
İİK’nın 292. maddedesinde konkordato talep edenin, geçici mühlet (İİK'nın m.287/5 yollamasıyla) ve kesin mühletin verilmesinden sonra “konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilebilmesi” için öncelikle borçlunun iflasa tabi kişilerden olması, sayılan dört halin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti için komiserin yazılı rapor sunması, ve konkordato talep eden borçlu veya alacaklının duruşmaya davet edilerek dinlenmesi ayrıca a, b ve c bentlerinde sayılan hususlardan birinin gerçekleşmesi iflasa hükmetmek için yeterli görülmüştür.
Buna karşılık (d) bendinde belirtildiği gibi, konkordato talebinden feragat eden sermaye şirketi ve kooperatifin iflasına karar verebilmek için “borca batık” olduğunun tespiti şartı kabul edilmiş ancak a, b ve c bentleri için “borca batıklık” koşulu aranmamıştır.
Görüldüğü gibi, Kanun, iflasa tabi kişinin geçici ve kesin mühlet aşamasında Kanunun istediği; “malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerektirir hallerden kaçınmasını, proje sunarken konkordatonun başarıya ulaşabileceği proje sunması ve bunun için azami gayret sarf etmesini ve mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis etmemesini, kefil olmamasını, ivazsız tasarruflarda bulunmamasını, taşınmaz ve işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırlarını ve işletmenin devamlı tesisatını devretmemesini ve bunları takyit etmemesini”aksi taktirde borca batık olup, olmamasına bakılmaksızın iflasına karar verilebileceğini hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle, Kanun koyucu konkordato talep eden iflasa tabi kişiyi, sınırlarını çizdiği eylemleri yapması veya yapmaması halinde “medeni ceza olarak” iflas cezasıyla cezalandırmıştır.
Nitekim, Kanun koyucu, bu maddeye göre başka şart arayacak olsaydı, konkordato hükümleri içinde ikinci iflas kararı verilebileceğini düzenleyen İİK'nın m.308 de belirttiği gibi“…doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması”koşulunu bu maddede açıkca belirtebilirdi.
Öte yandan; İİK’nın 177. maddesinde sayılan doğrudan doğruya iflas sebepleri daha ağır koşullar içermemektedir. Bu koşullara baktığımızda;
a) Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; b) Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; c) 308 inci maddedeki hal varsa; d) İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse, keza, aynı Kanunun 178.maddesinde ise borçlu “aciz halinde” olduğunu belirterek iflas talep ettiğinde, “borca batıklık” aranmaksızın iflasa karar verilebilecektir.
İcra ve İflas Hukuku'nun şekil hukuku olduğu, alacaklı-borçlu dengesini bozacak şekilde iflas kararı için “borca batıklık” unsurunu yorum yoluyla maddeye ilave edilmesinin doğru olmayacağı, maddenin (d) bendi dışında borca batıklık aramadan iflas kararı verileceğinin açıkca düzenlendiği, dolayısıyla yukarıda izah edilen yasal düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İİK’nın 292. maddesinin a, b ve c bentlerinde sayılan durumların bulunması halinde “borca batıklık” aranmadan iflasa karar verilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.