Yargıtay Hukuk Dairesi · E. 2006/113 · K. 2006/205
Hukuk Genel Kurulu 2006/4-113 E. , 2006/205 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Elazığ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 08/11/2005 Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.01.2004 gün ve 2001/391-2004/30 sayılı kararın incelenmesi Davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin 21.06.2005 gün ve 622-6821 sayılı ilamı ile ; (...Davacı, dava konusu taşınmazları tapu siciline güvenerek satın aldığını, daha sonra üzerine bina yapmak ve ağaç dikmek suretiyle kullandığını ancak daha sonra Hazine tarafından açılan Tapu İptali ve Tescil ve kal davası sonucunda tapu kayıtlarının iptal edildiğini ve yerin daha önceki gibi meraya dönüştürüldüğünü, taşınmazlar üzerindeki muhtesatların kal’ine karar verildiğini bu nedenle arsa ve muhtesat bedellerinin hüküm altına alınmasını istemiştir. Yerel mahkemece dava kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiş, dairece onama kararı verilmesi üzerine yine davalı tarafından kararın düzeltilmesi istenmiştir. Dosyadaki kanıtlara göre dava konusu yerlerin 1954 yılında yapılan kadastro tesbiti sırasında mera olarak sınırlandırıldığı 31.12.1976 tarihli sahte mahkeme ilamına dayanılarak tamamının senetsizden Ş..İ.. G.. adına tapuya tescil olduğu ve tapuda ifraz yapılarak üçüncü kişilere satıldığı; davacının da satın alanlar arasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Sonradan durumun anlaşılması üzerine hazine tarafından tapu iptali ve tescil davası açılmış dava konusu yerler mera olarak sınırlandırılmış bu karar 17.07.1996 tarihinde kesinleşmiş, yine hazine tarafından davacı aleyhine Tapu İptali ve tescil ve kal davası açılmış; bu davada da taşınmazların mer’a olarak sınırlandırılmasına, davacı tarafından oluşturulan muhtesatın kal’i ile taşınmazların eski hale getirilmesine karar verilmiştir. İşte bundan sonra davacı eldeki bu dava ile tapu kütüğüne güven ilkesi gereğince ve Medeni Yasanın 1007 (eski 917) maddesi gereğince arsa bedeli ile oluşturulan muhtesatın bedelini istemiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere; dava konusu yerlerin öncesi meradır. Bu husus yapılan kadastro çalışması sırasında belirlenmiş ve kesinleşerek bu şekilde sınırlandırma yapılmıştır. Esasen bu konuda da taraflar arasında da bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken Medeni Yasa’nın 1007. maddesinde tapu sicilinin tutulmasından doğacak zararlardan devletin sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu kusursuz sorumluluk hallerindedir. Bunun anlamı, zarar görenin davalının kusurunu kanıtlamak zorunda olmaması sonucunu doğurur. Ancak sorumluluk için aranan diğer koşulların; bu bağlamda hukuka aykırı eylem ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının kanıtlanması zorunludur. Somut olaydaki kayıt tamamen gerçek dışıdır. Diğer bir anlatımla hiçbir hükme ve hukuki nedene dayanmamaktadır. Hatta tapuya tescil edilmemesi, diğer bir anlatımla özel mülkiyete konu olmayacak bir yerle ilgilidir. Hiç tapuya bağlanmaması ve özel mülkiyete konu olamayacak yerle ilgili olarak alınan sahte ilamla tapuya tescil edilmesi durumunda o yerin özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olması sonucunu doğurmaz. Buna karşın mer’a olan yerin sahte kayıtla özel mülkiyete konu olabilecek nitelikte yerlerdenmiş gibi kaydedilmesi de üçüncü kışı konumundaki Ş.. İ..l G..’ün eyleminden kaynaklanmaktadır Ş.. İ.. G..’ün bu ağır kusuru uygun illiyet bağını kesmektedir. Bunun içindir ki, kusursuz sorumluluğu ortadan kaldıran koşullardan biri gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu hususları gözeten mahkeme dava konusu yer üzerindeki yapı ve ağaçların yıkımına karar vermiştir. Böylece davacının yerdeki tapu kaydının bir hukuki dayanağı bulunmadığı; hukuki sonuç doğuracak bir nitelik taşımadığı, kullanımının da hukuka aykırı olduğu anlaşılmıştır. Böyle bir durumda davacının iyiniyetinden de söz edilemez. Davacı olsa olsa taşınmazları satın aldığı kişinin kendisine ayıplı mal satmasından ve böylece nedensiz zenginleşmesine dayanarak istemde bulunabilir. Şu hali ile davanın açıklanan nedenle reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Bu itibarla davalının karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir...)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı Hazine vekili