……. B…
….'ün teşekkül halinde uyuşturucu ticareti yaptığı kabul edilerek 765 sayılı TCY'nın 403/5-7 ve 59. maddeleri uyarınca 5 yıl ağır hapis ve 433.478.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, TCY'nın 31. maddesi uyarınca 3 yıl süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, uyuşturucu maddelerin TCY'nın 36. maddesi uyarınca müsaderesine ilişkin hüküm Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir.
İnfaz sırasında 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi üzerine Yerel Mahkeme evrak üzerinde yaptığı uyarlama yargılaması sonunda, hükümlünün eyleminin 5237 sayılı Yasanın 188. maddesinde düzenlenen bireysel uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturduğunu, bu Yasa hükümlerinin daha lehe sonuç doğurduğunu kabul ederek, hapis cezasını alt sınırdan tayin etmek, 5 gün olan adli para cezasına esas temel gün sayısını ise alt sınırın üzerinde 50 gün olarak belirlemek suretiyle, hükümlü İskender'in bu suçtan 5237 sayılı TCY'nın 188/3, 62 ve 52/2 maddeleri gereğince sonuç olarak 4 yıl 2 ay hapis ve 820 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ancak önceki kararla verilen sonuç ağır para cezasının üstünde bir miktarın tahsil edilmesinin kazanılmış hak ilkesini zedeleyeceği düşüncesiyle, adli para cezasının 433 YTL (433.478.000 TL) olarak infazına, ayrıca 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 1. fıkrasında gösterilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, emanette kayıtlı uyuşturucuların 5237 sayılı Yasanın 54. maddesi uyarınca müsaderesine, karar vermiştir.
Hükümlünün temyizi üzerine Özel Daire, hükmü eleştirerek onamış, Yargıtay C.Başsavcılığı ise, adli para cezası ile ilgili olarak takdir kullanılıp alt sınırın üzerinde temel gün süresi belirlendiğine göre, 5252 sayılı Yasanın 9. maddesine göre yapılan uyarlama yargılamasının duruşma açılarak gerçekleştirilmesi gerektiği görüşüyle itiraz etmiştir.
Görüleceği üzere çözmemiz gereken öncelikli hukuki sorun; somut olaydaki uyarlama yargılamasının duruşmalı mı yoksa evrak üzerinde mi yapılması gerektiği hususuna ilişkindir.
5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." denilmiş, böylelikle, lehe yasanın saptanmasında başvurulacak yöntem düzenlenmiştir.
Bu hüküm uyarınca, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının, önceden kesin yargı haline gelmiş olan ve 765 sayılı Türk Ceza Yasasına göre kurulmuş bulunan bir hükümde değişiklik yapılmasını gerektirip gerektirmediğini saptamak ve gerektiğinde yeni bir hüküm kurmakla sınırlı uyarlama yargılaması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya, önceki ve sonraki Ceza Yasalarının ilgili tüm hükümlerinin birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmasını ve her iki yasaya göre ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini gerektirmektedir.
Bu belirleme, herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmeyen; eylemin suç olmaktan çıkarılması, ceza sorumluluğunun kaldırılması ya da önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdiri gerektirmemesi gibi hallerde, evrak üzerinde yapılabilecektir.
Ancak; sonraki yasa ile suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmiş olması, cezanın, 5237 sayılı TCY'nın 61'inci maddesi gözetilerek tayin ve takdirinin gerekmesi, artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerektirmesi, seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması, seçenek yaptırımların ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerin değerlendirilmesinin gerekmesi gibi durumlarda, duruşma açılarak değerlendirme yapılmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
Yerel Mahkemece, 5237 sayılı Yasa ile hüküm kurulurken adli para cezasına esas olan temel gün süresi takdir kullanılarak 5 gün yerine 50 gün olarak belirlendiğine göre, uyarlama yargılamasının duruşma açılarak yapılması gereklidir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile, Özel Daire kararının kaldırılmasına, diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme kararının açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ; Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 10.Ceza Dairesinin 08.03.2006 gün ve 20198-3483 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme hükmünün öncelikle açıklanan nedenle BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 02.05.2006 günü oyçokluğuyla karar verildi.