VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı mirasçı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, yargılamaya konu kararın ilâm niteliğinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesi kararının ikinci bendinde vasiyetin okunduğuna ilişkin ifadenin yer almasının hatalı olduğunu, Trabzon Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yabancı ülkede açılıp okunan vasiyetnamenin Türk mahkemelerinde tanınması ve tenfizi için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 ilâ 59 uncu maddeleri ile Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Davaya konu istem, yabancı ülkede düzenlenip yine aynı ülkede açılan vasiyetnamenin tanınması ve tenfizine ilişkin bulunmakla öncelikle, buna ilişkin yasal düzenleme ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır.
2. Devletlerin egemenliklerine ilişkin düşüncelerinin sonucu olarak mahkeme kararları etkisini diğer bir ülkede gösteremez. Bu bağlamda belirli bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanarak başka bir ülkedeki icra organları doğrudan harekete geçirilemez veya karar o ülke mahkemelerince dikkate alınamaz. Çünkü devletlerin yargı bağımsızlığı, birinin mahkemesi tarafından verilen kararın diğer ülkede zorla icra edilmesine engeldir ve her devlet icra kuvvetini yalnız kendi ülkesinde kullanır. Bu sebeplerden dolayı, dünya üzerindeki devletler diğer bir devlet mahkemesinde alınan kararların kendi ülkelerinde sonuç doğurma şartlarını ve usullerini kendi iç hukuklarında veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlemektedir.
3. Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak ayrı bir dava ile gerçekleştirilir. Tanıma veya tenfiz davası sonucu verilen karar ile birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. Tanıma veya tenfiz davalarından hangisinin açılacağı ise etki doğurması istenen kararın içeriğine göre belirlenir. Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır. İçerdiği hükümler sebebiyle tenfiz davası açılması gereken bir yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma davası açılabilmesi için, davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.
4. Türk Hukuk Lugatında tanıma "Yabancı bir mahkeme ya da hakem kararının ülke içinde kesin hüküm niteliğinde olduğunun kabul edilmesi" şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s.1060).
5. Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı Kanun'un İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanun'un 50 ilâ 57 nci maddeleri arasında "tenfiz", 58 ile 59 uncu maddelerinde ise "tanıma" hükümlerine yer verilmiştir.
6. Bilindiği üzere 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre tanıma ve tenfiz şartları; ön koşullar ve esasa ilişkin koşullar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanun'un "Tenfiz kararı" başlıklı 50 nci maddesinin birinci fıkrasında "Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilâmın bulunması, yabancı mahkeme kararının hukuk davalarına ilişkin olması ve kararın kesinleşmiş olması şeklinde sayılabilir.
7. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için gereken esasa ilişkin şartlar ise 5718 sayılı Kanun'un "Tenfiz Şartları" başlıklı 54 üncü maddesinde "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" şeklindeki hüküm ile düzenleme altına alınmıştır. Buna göre yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerince tenfiz edilebilmesi için ilk olarak hükmün verildiği yer ile Türkiye arasında mütekabiliyetin bulunması aranır. Ayrıca ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması gerekir. Üçüncü olarak hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve son olarak da kararın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmasına bakılır.
8. Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda incelemede bulunabilir. Türk mahkemelerinde yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün ya da kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu incelenemez. Buna "revizyon yasağı" denir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında; "Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına" karar vererek revizyon yasağının Türk hukukunda kabul edildiğini ortaya koymuştur.
9. Her mahkeme kararının kesin delil ve kesin hüküm olmak üzere iki sonucu vardır. Bazı mahkeme kararlarının kesin delil ve kesin hüküm etkisine ek olarak icra kabiliyeti de vardır (Mehmet Köle, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizinde Usul, Dergi Park, s.41)
. İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır.
10. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamasına engel olur. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Maddi anlamda kesin hükmün; taşıdığı niteliği gereği, kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması hâlinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesi şeklinde iki sonucu bulunmaktadır.
11. Doktrinde tanıma, "bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü" olarak tanımlanırken, tenfiz ise "bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı" olarak tanımlanmıştır (Pelin Güven, Tanıma-Tenfiz, Ankara, 2013, s.23-24).
12. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59 uncu maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka ifade ile tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; kararın tanınması hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir.
13. Tüm bu açıklamalar bağlamında 5718 sayılı Kanun’un 50/1 inci maddesine göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.
14. Şu hâlde “maddi hukuka” ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır. Yabancı devletin usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilâmı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tespit olunur. Bu durum, gerek milletlerarası alanda gerekse Türk mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukundaki “lex fori” prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tâbi olması prensibinin bir gereğidir.
15. Bu anlamda Türk mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir karar olarak nitelemesi düşünülemeyeceği gibi, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilâmı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz. Nitekim 5718 sayılı Kanun’da tenfiz için 54 üncü maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tâbi olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ ilam” niteliğinde kabul edilmeyen bir mahkeme kararını Türk hukukunda yer alan düzenlemelere benzeterek, ilâm olarak nitelemek olanaksızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilâmının, 5718 sayılı Kanun’da sınırlı olarak sayılan şartları taşıması hâlinde tenfize karar verilmesi gerekir.
16. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular (lex fori ilkesi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk usul hukukundan farklı olması Türk kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı “hükümlerin” açıkça Türk kamu düzenini ihlâl edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Bu kapsamda yabancı mahkeme kararlarının alınış sürecindeki usul tenfiz hâkimi tarafından incelenip nazara alınamaz. Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralına tâbidir. Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir.
17. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; adli memur tarafından düzenlenen Frankfurt am Main Asliye Hukuk Mahkemesi-Tereke Mahkemesi-51 IV 133704/90 M numaralı ve 18.01.2018 tarihli kararın davacı ... tarafından kesinleştirilmesi talep edilmesi üzerine; mahkeme tarafından verilen 24.04.2018 tarihli çeviri cevabında, tasdikli vasiyetname sureti ve açılış protokolünün iade edildiği, açılış protokol ile vasiyetnameye kesinleşme verilemeyeceği, sadece mahkemece verilen ve itiraz edilebilecek kararlara kesinleşme şerhi uygulanacağı, vasiyetin açılması işlemi mahkemece verilmiş bir karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı bildirilmiştir.
18. Bu itibarla tanınması ve tenfizi talep edilen kararın, anılan mahkemenin kendi usul kurallarına göre vasiyetin açılması işlemi niteliğinde olduğu, mahkeme karar olmadığı için kesinleşme işlemi uygulanamayacağı, bu hâliyle 5718 sayılı Kanun'un 50 ve devamındaki maddeleri kapsamında tanımlanan tenfizi kabil bir ilâm niteliğinde olduğu söylenemez.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tenfiz davalarının basit yargılama usulüne tâbi olduğu, kesinleşmiş mahkeme kararının sunulmaması sebebiyle usuli müktesep hakkın ihlâl edildiği; miras davaları Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde olduğundan yargılamaya konu kararın tanınması ve tenfizinin talep edilemeyeceği, bu nedenle direnme kararında açıklanan gerekçelerin usul ve yasaya uygun olmadığı ve değişik gerekçeyle bozulması gerektiği; vasiyetnamenin açılması işleminin mahkemeye ait bir belge olduğu, kesinleşmesinin aranamayacağı, talebe konu karar tespit hükmü olduğundan, hükümden "okunmasına" ibaresi çıkartılmak suretiyle kararın düzelterek onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
20. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.