VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; müvekkilinin kendisine teslim edilen reçete içeriğini hak sahibine tam ve eksiksiz olarak teslim ettiğini, reçetelerin e- reçete olduğunu, eş söyleyişle; reçetelerin doktor ve hastaneler tarafından MEDULA sistemine girilerek hastaya reçete kodu verildiğini, hasta ya da yakınının da hastanın T.C. kimlik numarası ve reçete kodu ile eczaneye geldiğini, eczacının sadece bu bilgileri MEDULA sistemine girdikten sonra sistem provizyon verdiğinde ilaçların hastaya teslim edildiğini, protokolde reçete teslimine ilişkin evrak aranmadığının belirtildiğini, hastanın da bu yönde şikayeti bulunmadığı halde ilaçların teslim edilmediği ve evrakta sahtecilik yapıldığından bahisle dava açılmasının doğru olmadığını, hastaların yaşlı olduğunu, soruları düzgün cevaplayamayacaklarını, somut olayda hastanın ve reçetenin gerçek olduğunu, eczacı, hasta ... ve tanık ... hakkında ceza soruşturması yapılmamış olması nedeni ile ilaçların hastanın rızasıyla ... tarafından teslim alınarak hastaya verildiğinin kabulü gerektiğini, reçete içeriğinin ilacı alana teslim edildiğini, sahte evrakın müvekkili tarafından farkedilemeyeceğini, kaldı ki reçete bedelinin de müvekkiline ödendiğini, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu ve görevinin gereğini yerine getirdiğini, Protokol hükümlerinde ilacı alandan bahsedildiğinden hasta bilgilerinin doğru verilmesi halinde ilacın teslim edilmesi gerektiğini, kimlik tespit etme yetkisi bulunmadığını, sadece hasta ya da yakınının beyanına itibar edilmesinin de doğru olmadığını, Kurum tarafından düzenlenen raporda müvekkilinin savunmasına neden itibar edilmediğinin belirtilmediğini, hasta ile yakın arkadaşı arasındaki ilişki ve hile konusundaki beyanların dikkate alınmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; olay tarihindeki Protokol hükümlerinin uygulanması gerektiğini, gerek 2016, gerekse 2020 yılı Protokolünün (6.10) ve (6.12) maddelerinde yazılı müracaat şartından ve Kurumca tahsilat yapılmamış olmasından bahsedildiğini, tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarlarının geri ödenmeyeceği ve mahsup edilmeyeceğinin belirtildiğini, davacının eczacılığı bırakması nedeniyle 2016 ve 2020 yılı Protokol hükümlerinden faydalanamayacağını, uygulanma şartı bakımından yazılı istekte bulunulması denilmekte olup eczacılığı bırakan davacının bu tür bir talebi de bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte 2016 ve 2020 yılı Protokolünün uygulanacağının varsayılması halinde dahi yapılan ödemelerin geri istenemeyeceğini, davanın açılmasına Kurum sebebiyet vermediğinden yargılama gideri ve vekalet ücretinin müvekkili lehine hükmedilmesi gerektiğini, bu konuda yapılan hesaplamanın da hatalı olduğunu, faize faiz yürütüldüğünü, Yargıtay bozma ilamından önce verilen karar uyarınca davacı tarafın icra takibine geçmesi ve müracaat etmesi nedeniyle alacak, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin işlemiş yasal faizleriyle birlikte davacı tarafa ödendiğinden tahsilde tekerrüre yer vermemek kaydı düşülerek hüküm kurulması gerektiğini, davanın reddi gerekirken kısmen kabulünün hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı Kurum ile davacı arasında imzalanan sözleşmeye aykırılıktan dolayı uygulanan işlemin iptali ve istirdat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
04.02.1959 tarihli ve 13/5 ile 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları.
3. Değerlendirme
1. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uymakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesince; 2012 ve 2020 yılı Protokolleri uyarınca, reçete bedeli olan 24.153,68 TL'nin iki katı 48.307,36 TL cezai şart uygulanması gerektiği, davalı Kurum tarafından reçete bedelinin beş katı olarak uygulanan 120.168,40 TL cezai şarttan mahsubu sonucu bakiye 72.461,04 TL'nin davacıdan yersiz olarak tahsil edildiği, yargılama sırasında cezai şartın 07.04.2017 tarihine kadar işlemiş faizi ile birlikte toplam 131.399,32 TL olarak davacıdan aynı tarihte tahsil edilmesi sebebiyle 72.461,04 TL ve 6.375,55 TL faizi toplamı 78.839,59 TL'nin 07.04.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
3. Somut olayda; 72.461,04 TL ve 6.375,55 TL faizi toplamı 78.836,59 TL olup, hükmedilen alacak aynı zamanda faiz kalemini de içerdiğinden söz konusu miktar bakımından, faize faiz işletilmesi yasağına aykırı olarak hüküm kurulması; bundan ayrı davalı tarafça sunulan 30.05.2022 tarihli dilekçede, önceki hüküm doğrultusunda davacı tarafça davalı Kurum aleyhine başlatılan icra takibi dosya hesabına göre ödeme yapıldığının bildirildiği anlaşılmakla, "tahsilde tekerrür olmamak üzere" ifadelerine yer verilmeden hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir.