VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; tasarrufun iptali davasının açılmasını gerektiren tüm ön şartların bulunduğunu, gelen yazı cevabında başka hacizlerin olduğu belirtildiğinden alacağın tahsil imkânının netleşmediğinden Bölge Adliye Mahkemesinde verilen direnme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen Uyuşmazlık; ödeme nedeniyle konusu kalmayan davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilen eldeki tasarrufun iptali davasında; Bölge Adliye Mahkemesince yargılama gideri ve vekâlet ücreti bakımından 6100 sayılı Kanun’un 331 ve AAÜT 7/2 nci maddelerine göre yapılan değerlendirmenin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331 vd. maddeleri
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
2. İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. madderinde yer alan düzenlemeler karşısında tasarrufun iptali davası; “Borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava,” kısaca "borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava" şeklinde tanımlanabilir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Ali Güneren, İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s: 39, 40).
3. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için HMK'nın (HMK) 114 üncü maddesinde düzenlenen ve bütün davalar için geçerlilik taşıyan genel dava şartları yanında bir takım özel dava şartlarının varlığı da aranmaktadır. HMK'nın 114/2 nci maddesinde "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." denilmek suretiyle bazı münferit davalarda özel bir takım dava şartlarının öngörüldüğü kanuni düzenlemelerin varlığına da işaret edilmiştir. Açılan tasarrufun iptali davasında taraf oluşumu gerçekleşmişse, hâkim, öncelikle, dava koşullarının (şartları) varlığını kendiliğinden inceler. Çünkü, iptal davasının esasına girilebilmesi için dava koşullarının bulunması gerekir. İlk önce, mahkemeye ilişkin dava koşulları, sonra taraflara ilişkin dava koşulları, dava süresinde açılmışsa son olarak dava konusuna ilişkin dava koşulları ve iptal davasına özgü dava koşulları incelenir. Dava koşullarından birisi yoksa mahkemece davanın esasına girilmeden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilir. İptal davasına özgü dava şartları ise, davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması, borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması, iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış bir aciz belgesinin bulunmasıdır. Ne var ki, kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur.
4. İcra İflas Kanunu'nun 282 nci maddesinde belirtildiği üzere, tasarrufun iptali davaları, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka, kötüniyet sahibi üçüncü şahıslar (dördüncü kişi) aleyhine de iptal davası açılabilir. İptal davası iyiniyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez.
5. Tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331 inci maddesine göre davanın konusuz kalması hâlinde davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek olmayan durumlarda, hâkim davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir edeceği belirtilmiş, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6 ncı maddesinde ise "Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir. Tasarrufun iptali davasında esasen davacının alacağına kavuşması amaçlandığından, davacının alacağının ödenmesi durumunda davaya devam etmesinde kural olarak hukuki menfaatinin kalmayacağı açıktır. Bir başka deyişle, tasarrufun iptali davaları icra takibine bağlı olup verilen iptal kararları da takipteki miktarla sınırlı olduğundan alacağın bir şekilde ödenmesi durumunda davanın konusunun kalmayacağı kuşkusuzdur. Eldeki davada İİK'nın 281/3 ve HMK'nın 331 inci maddeleri uyarınca iptal davasının konusunun kalmadığı noktasında bir uyuşmazlık yoktur, anlaşmazlık haklılık durumuna göre hükmedilen yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkindir.
7. İlke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması; eş söyleyişle tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması hâlinde, bu olayın hükümde göz önüne alınması ve böyle bir hâlde mahkemenin, davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerektiği de her türlü duraksamadan uzaktır.
8. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 21.06.2016 tarihli haciz tutanağının İİK'nın 105 inci maddesi uyarınca geçici aciz vesikası yerine geçtiği ve alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları (tasarrufun iptali davası açma hakkını) verdiği, davacının 23.06.2016 tarihinde dava açtığı ve alacağın dava açıldıktan sonra ödendiği, dosya kapsamında yer alan Erciyes Üniversitesi 29.06.2016 tarihli cevabında borçlunun kendilerinden 314.544,58 TL alacağı bulunduğu, alacak üzerinde başka hacizlerinde bulunduğu ve davacı alacağının sıraya kaydedildiğine yönelik yazı içerinden de başka hacizlerin olduğu, davacı alacağının sıraya kaydedildiği belirtildiğinden davacının alacağını tahsil imkânı olup olmadığı netleşmemiştir. Dolayısıyla, dava tarihinde davacının bu davayı açmakta haksız olduğu söylenemeyeceği gibi neticeten borçların istihkaktan ve kısmi temlikten karşılanması da eldeki davanın açılma tarihindeki haklılık durumunu değiştirmeyeceğinden Özel Dairece verilen bozma kararı sonucu itibariyle yerindedir. Bozma kararında dava tarihinin 23.06.2016 yerine hatalı olarak 22.09.2016 yazılması ve borçlu adresinde yapılan 21.06.2016 tarihli haciz yerine sehven borçlu adresinde yapılmayan 13.07.2016 tutanağın yazılması ise sonuca etkili değildir.
9. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının takip konusu alacaklarının borçlunun haciz konulan, haciz ihbarnamesi gönderilen Üniversitelerdeki istihkakları nedeniyle karşılıksız olmadığının anlaşıldığı, 22.06.2016 tarihli haciz ihbarnamelerinin cevapları beklenmeden ihbarnamelerden bir gün sonra 23.06.2016 tarihinde işbu tasarrufun iptali davasının açıldığı, davalı Şirketin adresinde 21.06.2016 tarihinde haciz tutanağı düzenlenmiş ve adreste haczi kabil mal bulunamadığı tutanağa yazılmış ve bu haciz tutanağı İcra İflas Kanunu hükümlerine göre geçici aciz belgesi niteliğinde ise de icra dosyaları kapsamında borcu karşılayacak mal varlığı bulunduğu ve üçüncü şahıslara gönderilen haciz ihbarnamelerinin de karşılığı olduğu anlaşıldığından bu belgenin geçerli bir sonuç doğurmayacağı, üniversitelerin cevabi yazılarında istihkakının bulunduğunu belirtmesi ve takip dosyalarındaki alacak miktarını karşılayacak miktarda olması ve nitekim icra dosyalarına Üniversiteler tarafından ödemelerin yapılarak borcun infaz edildiği nazara alındığında, tacir olan davacının tedbirli bir tacir gibi davranarak haciz ihbarnamesi cevabını beklemesi ve ona göre işbu tasarrufun iptali davasını açması gerekirken, henüz tasarrufun iptali davasının açma süresinin dolması gibi bir durum yok iken haciz ihbarnamesi gönderildikten bir gün sonra bu davayı açmakta haksız olduğu ve yargılama giderlerinden davacının sorumlu olması gerektiğinden direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
10. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün dava tarihi ve haciz tarihine yönelik yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.