IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı karşı davacı ... ... Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesi ile ilk olarak dava konusu iş kazasının müvekkili davacı ve ailesi üzerinde bıraktığı olumsuz etki, müvekkilinde meydana gelen yaralanmanın niteliği ve maluliyet oranı ile davalı tarafın iş kazasının meydana gelmesindeki kusurunun ağırlığı gözetildiğinde Mahkemece müvekkili davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının müvekkillerinin uğradıkları manevi zararlarını dindirmekten uzak derece az miktarda olup hakkaniyete aykırı olduğunu, şöyle ki dava konusu iş kazası nedeniyle müvekkili davacının sağ kolunun kopacak şekilde ağır yaralandığını, iş kazası sonrasında müvekkilinin kaldırıldığı Aydın Devlet Hastanesince düzenlenen raporda yaşamını tehlikeye sokan bir durumun olduğunun belirtildiğini, kaza sonrası müvekkilinin ... tehlike geçirdiğini ve vücudunda büyük hasar meydana geldiğini, uzun ve ağır bir tedavi sürecinden geçtiğini, kopan kolunun her ne kadar yerine dikilmiş ise de işlevini kaybettiğini, müvekkilinin sürekli olarak malul kalmasına sebebiyet verdiğini, bu hususun Mahkemece aldırılan maluliyet raporu ile sabit olduğunu, gerçekleşen iş kazasının, maddi ve manevi olarak müvekkilini olumsuz yönde etkilediğinin ortada olduğunu, iş kazası nedeniyle müvekkili davacıda meydana gelen engelin yarattığı psikolojik travma sebebiyle müvekkilinin bunalıma girdiğini, içine kapandığını, kaza öncesi yapmakta olduğu mesleği yapamaması, ailesine maddi açıdan eski günlerdeki gibi yetememesi, ailesinin bakımına muhtaç ... gelmesinin müvekkilini oldukça derinden sarstığını, müvekkilinin sağ elini / kolunu kullanamaz olmasının da en basit işlerde dahi yardıma ihtiyaç duymasına sebebiyet verdiğini, bir aile babasının bu duruma düşmesinin başlı başına üzücü bir durum olduğunu, dava konusu iş kazası sebebiyle psikolojik olarak ağır derecede yıpranan müvekkilinin kazanın meydana geldiği tarihten bu yana geçen süreçte halen daha psikolojik destek gördüğünü ve ilaç kullandığını, davacılardan ...'ün kocasının, oğulları ... ve ...'ün ise babalarının geçirdiği iş kazası ve bunun sonucunda kolunun kopması nedeniyle büyük üzüntü yaşadığını, engelli kalmasıyla da bu üzüntülerinin katlandığını, normal süregiden hayatlarında zorluklarla karşılaşmaya başladıklarını, müvekkili ...'ün en basit işlerde bile yardıma muhtaç ... gelmesi ve engeli sebebiyle eziklik hissi içerisinde olmasının, ailenin diğer üyelerini de derinden etkilediğini, Mahkemece dinlenen tanıklardan ...'ın beyanında müvekkilinin 2 ay kadar tedavi gördüğünü, çalışamadığını, ihtiyaçlarının eşi tarafından giderildiğini, kaza öncesi gayet neşeli bir insanken kaza sonrası kendisini toplumdan soyutlayarak psikolojisinin bozulduğunu belirttiğini, bir diğer tanık ...'ın beyanında müvekkilinin kaza sonrası kendi işini yapamaz ... geldiğini, maddi olarak geçim sağlayamadığı için zor günler geçirdiğini, hem çocuklarının hem eşinin kazadan psikolojik olarak etkilendiklerini söylediğini, yine tanık olarak dinlenen ... beyanında müvekkilinin kazadan sonra eve kapandığını, neşesinin bittiğini, ailecek bir yere gitmez olduklarını dile getirdiğini, müvekkilinin amcası ...'in ise müvekkilinin ve ailesinin kazadan oldukça etkilendiklerini, içlerine kapandıklarını beyan ettiğini, müvekkili davacılarda kaza nedeniyle meydana gelen manevi zararların ağırlığının tanık beyanları ile de ortaya konduğunu, Mahkemece yürütülen yargılama sırasında kusur oranının belirlenmesi hususunda aldırılan ve Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde davalı tarafın % 80 oranında asli ve ağır kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalı tarafça iş sağlığı ve güvenliği hususundaki yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin kazanın meydana gelmesinde asli etken olduğunu, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2018/6589 E. 2019/4013 K. sayılı kararında hükmedilen manevi tazminat miktarının eksik ve hukuka aykırı olduğunu açıkça belirttiğini, tüm bu yukarıda belirttikleri hususlar birlikte değerlendirildiğinde bu derece vahim sonuçlar ortaya çıkarmış olan iş kazası sonrası Mahkemece müvekkili davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının oldukça düşük kaldığını, manevi tazminatın caydırıcılık etkisinden ziyade iş kazasının meydana gelmesinde asli ve ağır kusurlu olan davalı işveren açısından adeta ödül olduğunu, açıklanan nedenlerle manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü kararını istinaf ettiklerini, ikinci olarak davalı ... Şti.'nin karşı davasının kısmen kabulü ile 8.099 TL'nin müvekkili davacı ...'ten tahsiline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı - karşı davacının talebinin esasını, müvekkili davacının iş kazası sonrasında tedavisi için yaptığını iddia ettiği tedavi giderlerinin oluşturduğunu, davanın, iş kazasından kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesinin, bedensel zararları sayarken tedavi giderlerinin bu kapsamda olduğunun açıkça belirtildiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2006 tarih ve 2006/1-801 E. - 2006/813 K. sayılı kararında tedavi giderlerinin kapsamından bahsettiğini, "Bu zararlar örneğin doktor - hemşire - hasta bakıcısı - iğneci için yapılan giderleri, muayene, tahlil, ameliyat, röntgen, ortopedi, protez, fizik tedavi, her türlü ilaç ve hastalığın gerektirdiği gıda parası, hastaneye ve doktora gidip gelme gibi bütün giderler zararın kapsamını oluşturur." dediğini, bu itibarla Mahkemece müvekkili davacının maddi zararı kapsamında olan tedavi giderinin yine müvekkili davacıdan tahsiline karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu iddia ederek kararın kaldırılmasına, yapılacak istinaf incelemesi neticesinde manevi tazminat taleplerinin tam kabulüne ve hukuka aykırı karşı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı - karşı davacı ... Şti. vekili istinaf dilekçesi ile kazada davacı işçinin kusur oranının hatalı hesaplandığını, ... ün iş yeri çalışma düzenine uymadığını, bu nedenle asli kusurlu olduğu gözetilmeden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, kazanın meydana geldiği fabrikada çalışma düzeni: makinelerden birisi arızalandığı takdirde makineden sorumlu işçinin (makine operatörü ...), arızayı fabrika teknik sorumlusuna (...) ve bakımcıya (...) haber verdiğini, fabrika teknik sorumlusu (...) ve bakımcı (...) arızayı haber aldıktan sonra, fabrika teknik sorumlusu (...) telsizle pano odasına elektriğin kesilmesi talimatını verdiğini, pano adasındaki görevlinin elektriği kestiğini, elektrik pano odasındaki görevli elektriği kestiğini fabrika teknik sorumlusuna (...) bildirdiğini, teknik sorumlunun, bakımcıya onarıma başlaması talimatını verdiğini ve bakımcının bu aşamadan sonra gerekli tamiratı yaptığını, bakımcı tamiratı bitirdiğinde fabrika teknik sorumlusuna arızanın giderildiği bilgisini verdikten sonra ...'nın pano odasındaki görevliye telsizle elektriğin açılması talimatını verdiğini, fabrika teknik sorumlusu ve bakımcının makinenin düzgün çalışıp çalışmadığını, onarımın başarılı olup olmadığını birlikte gözlemleyip birlikte makinenin başından ayrıldıklarını, üretime devam edildiğini, olay günü (28.02.2013 tarihinde), bakımcının (davacı ...) kimseye haber vermeden, elektriğin kesilmesini sağlamadan; çalışmakta olan bir makineye müdahale etmek istediğini ve kazanın meydana geldiğini, bakımcı işçi - davacı ...'ün kazadaki kusurları; bakımcının, tamir etmek istediği makineyi, makineden sorumlu operatör ...'e haber vermediğini, operatörün haberi olmadığı için doğal olarak fabrika teknik sorumlusuna da durumun bildirilmediğini, fabrika teknik sorumlusu ...'nın da haberi olmadığı için elektriklerin kesilmediğini, fabrika teknik sorumlusu ...'nın, davacı - bakımcıya makinenin tamiri için talimat ve izin vermediğini, bakımcı ...'ün izin ve talimat olmaksızın, elektrik kesilmeksizin, uyarı levhalarını dikkate almadan, makine çalışırken makineye müdahale ettiğini, bakımcının normal olarak bant boyunca devam eden yürüyüş koruma basamaklarını kullanarak tamirat yapılacak noktaya gitmesi gerekirken, bant altında bulunan ve bantın zemine sağlam bağlanmasını sağlayan destek ayaklarından tırmanarak 9 - 10 metre yüksekliğe çıktığını, bantın sağa sola kaymasını engellemek için tamire çalıştığını, yanlış yerden tırmandığından, bantta müdahale edeceği bölüme ulaşmakta zorlandığını, kolunu tehlikeli bir şekilde uzatarak kolunu çalışan banta kaptırdığını, bakımcı - davacı işçinin tırmandığı demirin, merdiven olarak kullanılan bir kısım olmadığını, makinenin sağlam şekilde çalışmasını ve zemine tutunmasını sağlayan destek ayakları olduğunu, bu destek ayaklarındaki atkıları kullanarak banta tırmanan işçinin, özensiz ve tedbirsiz davrandığını, iş kazasında asli kusurlunun davacı işçi olduğunu, özetle, bakımcı işçi - davacının, çalışma talimatına uymadığını, kimseye haber vermeden, elektriği kestirmeden, kendi başına hareket ederek yanlış yerden, çalışmakta olan makineye müdahale etmek istediğini ve kazaya tamamen kendi kusuru ile sebep olduğunu, dosyada kusur konusunda 3 bilirkişi raporunun mevcut olduğunu, 20.03.2016 tarihli bilirkişi raporunda "güvenlik tabelasının olmaması, eğitim sertifikasının olmaması, emniyet telinin olmaması" gibi kaza ile illiyet rabıtası olmayan hususlar belirtilerek işverene % 60, işçiye ise % 40 kusur izafe edildiğini, bu rapora itirazlarını 11.04.2016 tarihli dilekçede detaylı olarak belirttiklerini, tekrar ettiklerini, bu itirazları üzerine yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiğini, 28.11.2016 tarihli bilirkişi raporunda bilirkişilerin: "tesisteki bantın eski tip ve sensörü olmayan bir bant olduğunu, bu bantın değiştirilmemesi nedeniyle işverenin kusurlu olduğunu" belirterek işverenin % 90, işçinin % 10 kusurlu olduğuna dair görüş bildirdiklerini, bu raporda, itiraz ettikleri hususların hiç irdelenmediğini, S.G.K. müfettişi tarafından verilen bir rapor esas alınarak aynen o raporun tekrarlandığını, dosyadaki delillere hiç bakılmadığını, bant nedeniyle işverenin kusurlu gösterildiğini, bantın eski tip olması, sensörü olmayan bir bant olması ile kaza arasındaki illiyet rabıtasının da açıklanmadığını, ayrıca, tesisin sahibi olan, bantın sahibi olan, bantı değiştirmeyen diğer davalı Kale Maden A.Ş.'ne kusur izafe edilmemesi, kusurun tesisi kiralayan müvekkili şirkete yüklenmesinin de ayrı bir yanlış olduğunu, bu hususta detaylı açıklamalarını 02.01.2017 tarihli dilekçede belirttiklerini, tekrar ettiklerini, 28.11.2016 tarihli bilirkişi raporu: ilk iki rapor arasında kusur oranında çelişki olunca üçüncü bir rapor alındığını, bu raporda da bilirkişilerce "kendi otoritesi altında bulunan iş yerinde kazaya neden olan bant konveyör üzerinde gerekli emniyet tedbirlerini almayan, kayma yapan bandın tamamen durdurulması sağlanmadan müdahale edilmesini engellemeyen … iş yerinde çalışanlara gerekli eğitim ve talimatları vermeyen davalı işverene bu kusurları nedeniyle olayda % 80 kusur" izafe edildiğini, bilirkişilerin, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliğini esas alarak rapor düzenlediğini, raporun 5. ve 6. sayfalarında bu Kanun ve Yönetmelik maddeleri tek tek belirtilerek hangi maddelere aykırı davranıldığının belirtildiğini ve buna göre kusur oranının tayin edildiğini, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun kaza tarihinden (28.02.2013'ten) 1 yıl sonra yürürlüğe girdiğini, iş yerinde çalışan sayısının 50'den az olduğunu, İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliğinin ise kaza tarihinden (28.02.2013) iki ay sonra yayınlandığını, kaza tarihinde yürürlükte olmayan Kanun ve mevcut olmayan bir Yönetmelik esas alınarak kusurun belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle raporun yok hükmünde olduğu yönünde itiraz etmelerine rağmen (22.01.2018 tarihli dilekçe) raporun hükme esas alındığını, davacının ilk raporda % 40 kusurlu gösterilmiş iken (ki davacının % 100 kusurlu olduğunu), bu rapora itirazları üzerine alınan iki raporda daha büyük ve önemli hatalar yapıldığını, dosyadaki deliller, keşif, tanık beyanları, dosyaya sundukları (kazanın olduğu bant ve çevresini gösterir) video ve fotoğraflara da bakılmadığını, kaza mahallini dahi görmeyen bilirkişilerin evrak üzerinde incelemesi ile (keşif ve tanık beyanlarının dahi irdelenmediğini) kusur konusunda rapor düzenlendiğini, bu rapor esas alınarak hüküm kurulduğunu, elektrikle çalışan bir makineye, elektrik kesilmeden müdahale edilmeyeceğinin herkesin bildiği bir kural olduğunu, davacının ise tesiste makineleri tamir görevi yapan bir işçi olduğunu, herkesin bildiği bir kurala uymaması, çalışan bir makineye müdahale etmesi, müdahaleyi de yanlış yerden yapmasının kazanın ana nedeni olduğunu, kusur tek başına davacıda olduğu halde davacıya % 20 kusur izafe eden bilirkişi raporunun dosya kapsamına ve delillere aykırı olduğunu, kaza tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe giren Kanun ve Yönetmeliklere aykırı davranıldığı gerekçesi ile müvekkiline % 80 kusur izafe eden bu rapora itibar edilerek hüküm kurulmasının istinaf nedeni olduğunu, son iki bilirkişi raporunda, işverene kusur izafe edilmesinin sebeplerinden birisi olarak kazaya neden olarak bantın eski sistem olması ve sensörsüz bant oluşunun gösterildiğini ve bunun kusurunun müvekkiline yüklendiğini, müvekkilinin tesiste kiracı olduğunu, tesisin sahibinin ise Kale Maden A.Ş. olduğunu, tesisteki bant nedeniyle; tesisin sahibi olan davalı Kale Maden'e kusur yüklenmez iken tesiste kiracı olan müvekkiline kusur izafesinin de ayrı bir itiraz konusu olduğunu, kusur raporlarının her yönüyle hatalı olduğunu, bu yönden de hatalı olan rapor esas alınarak hüküm kurulmasının da istinaf nedeni olduğunu, yeniden bilirkişi raporu aldırılarak gerçek kusur oranının tespit ettirilmesini talep ettiklerini, dava dilekçesinde kazanın oluş şeklinin yanlış anlatıldığını, olay yerinde gerekli güvenlik önlemlerinin olmadığının iddia edildiğini, güvenlik önlemlerinin mevcut ve yeterli olduğunu, güvenlik önlemleri; tamiratın makine operatörünün talebine bağlanması sisteminin bir güvenlik tedbiri olduğunu, davacının, makine operatörünün talebi olmaksızın tamirata başladığını, fabrika teknik sorumlusunun izni ve talimatının güvenlik tedbiri olduğunu, davacının fabrika teknik sorumlusu ...'dan izin almaksızın banta müdahale ettiğini, makinelere, elektrik kesilmeden müdahale edilmemesi sisteminin güvenlik tedbiri olduğunu, tamiratın gerçekleştirilebilmesi için belirli bir emir - komuta zinciri kurulduğunu, hiç kimsenin kendi kafasına göre hareket etmemesinin amaçlandığını ancak davacı işçinin bu emir - komuta zincirini hiçe sayarak tamamen kendi kusuruyla, çalışmakta olan banta müdahale ettiğini, bunun sonucunda kazanın meydana geldiğini, tamir yapılırken, bant boyunca devam eden yürüyüş plâtformunun bulunmasının (ekteki fotoğraflarda görüldüğünü) bir güvenlik sistemi olduğunu, tesisteki bantın, güvenlik kurallarına uygun inşa edildiğini, banda ulaşmanın sadece elektrik kesildiğinde mümkün olduğundan ve bant boyunca yürüme - koruma basamakları olduğundan bantın güvenli olduğunu, bu platformun tasarlanma amacının bu tarz arızalara güvenle müdahale edebilmek olduğunu, eğer davacı işçinin bu platformu kullansaydı dava konusu iş kazasının meydana gelmeyeceğini, bantta merdiven olarak kullanılmak üzere tasarlanmamış, bandın desteği olarak inşa edilmiş demirlerin (ekteki 6 numaralı fotoğraf), davacı tarafından merdiven gibi kullanılmasının iş güvenliğine aykırı olduğunu, davacının "zaman zaman işçiler merdiven olarak kullanmaktadırlar, ben de kullandım" demesinin mazeret olarak ileri sürülemeyeceğini, davacıyı haklı çıkarmayacağını, yanlış yerden banda tırmanarak kazaya neden olduğunu davacının bu beyanı ile ikrar ettiğini, davacı işçiye, kazadan önce, iş güvenliği önlemlerine uymadığı için işveren tarafından kısa süreli işten uzaklaştırma cezası da verildiğini, davacının güvenlik önlemlerine uymamayı alışkanlık haline getirmiş olup kazanın da bu nedenle olduğunu, tamiratın nasıl ve ne şekilde yapılacağına dair işçilere, işveren tarafından tebliğ edilen yazılı talimatların güvenlik tedbiri olduğunu, işçilere iş yeri güvenlik şirketi tarafından verilen eğitim çalışmalarının güvenlik tedbiri olduğunu, bakımcı - davacı işçinin çalışma yeri olan bakımhanede bulunan tabelaların güvenlik tedbiri olduğunu, tabelalardan bazılarında; "çalışan makine etrafında temizlik yapma", "çalışan makineye yaklaşma", "kayış ve zincirlerden uzak dur" uyarılarının yazılı olup fotoğraflarının dosyada mevcut olduğunu, bir kez daha sunduklarını, aynı levhaların tesisin bir çok yerinde birden fazla bulunduğunu, davacı işçi ...'ün tabelalardaki uyarıları dikkate almadığını ve kazanın meydana gelmesine sebep olduğunu, kazanın olduğu yerde de bahsedilen uyarı levhalarının bulunduğunu (20 ve 30 numaralı fotoğraflar), dava dilekçesinde; uyarı levhalarının yetersiz olduğu iddia edilmekte ise de tesis fotoğrafları incelendiğinde levhaların yeterli olduğunun anlaşılacağını, kaldı ki kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için uyarı levhalarının olmadığı düşünülse bile kazanın oluşu ile levhalar arasında illiyet rabıtasının bulunmadığını, yukarıda yazılı güvenlik tedbirlerine uyulsa idi kazanın meydana gelmeyeceğini ancak davacının bu tedbirlere uymadığını, kendi başına hareket ederek emir-komuta zincirini hiçe sayıp makineye yanlış yerden ve yanlış şekilde müdahale ettiğini, kazaya sebep olduğunu, dava dilekçesinde, jandarmanın levhaların yetersiz olduğu görüşüne dayanılmakta ise de, iş yeri güvenlik tedbirleri ile ilgili uzmanlık isteyen bir konuda uzman olmayan, bilgisiz ve yetkisiz bir jandarma erinin tuttuğu tutanaktaki görüşün hiçbir teknik ve hukuki değerinin olmadığını, tabela ile kaza arasında illiyet bağı olmadığını, kazanın, tamamen davacının kendi kusuru ile olduğunu, davacı vekilinin, "pano odası olarak adlandırılan kumanda odasının görüş alanının çalışma sahasına hakim olmadığını, makinenin olduğu yeri göremediğin, teknik sorumlunun çalışma sahasına hakim olmadığını" ileri sürmekte ise de gerçekte pano odasının tesiste her yere hakim yüksek bir noktada olduğunu, kaldı ki teknik sorumlunun kumanda odasında sürekli oturmadığını, sürekli tesis içinde gezerek üretimi kontrol ettiğini, arıza sırasında da bakım yapan görevliye nezaret ettiğini, manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmadığını, Mahkemenin hükmettiği tazminat miktarının yüksek olduğunu, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olamayacağını (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2019/2349 E. - 2020/6393 K. 03.11.2020 tarihli kararı), Mahkemenin manevi tazminat olarak 40.000 TL'ye hükmettiğini, bu miktarın davacılar için zenginleşme aracı olmayacağını belirttiğini ancak Mahkeme tarafından hükmedilen miktarın - hükmedilen maddi tazminat miktarı da göz önünde bulundurulduğunda- oldukça yüksek olduğunu beyanla Mahkeme kararının tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmasına, davanın reddine, karşı dava bakımından da hükme esas alınabilecek nitelikte kusur konusunda bilirkişi raporu alınmak suretiyle hüküm kurulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.