IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya ait iş yerinde çalışırken meslek hastalığına yakalandığını ve %26,2 oranında malul kaldığını, yapılan yargılamada alınan 29.08.2017 tarihli kusur raporunda davalının %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini ve 05.03.2020 tarihli hüküm kurulduğunu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kararın kaldırıldığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrası alınan kusur raporunda davalı işverenin %75, davacının ise %25 kusurlu bulunduğunu, kusur raporunun ardından dosyanın hesap yapılmak üzere bilirkişiye tevdi edildiğini, müvekkilinin uğradığı zararın karşılanması için taraflarınca fazlaya ilişkin hakları mahfuz tutularak ek dava açıldığını, Mahkemece itirazlarının nazara alınmadığını ve 09.02.2023 tarihli hüküm kurulduğunu, Mahkemece manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiş olup asıl ve birleşen davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, hükmedilen manevi tazminatın manevi tatmin duygusunu sağlamadığını, Türkiye şartlarında yoksulluk sınırının 2023 itibariyle 29.000,00 TL, zenginliğin alt sınırının ise 1.500.000 TL olduğunu, bu nedenle Mahkeme kararının manevi tazminat yönünden kaldırılması gerektiğini, ücret artışları yönünden ise olay tarihinden hüküm gününe en yakın tarihe kadar bilinen gerçek ücretlerin hesaplamada gözetilmesi gerektiğini, iş bu nedenle dosyanın kesinleştiği gündeki asgari ücretin hesaplamada esas alınarak hüküm kurulmasını talep ettiklerini, kusur yönünden ise; bilirkişi raporunda tespit edilen davalının almadığı önlemlerin adeta meslek hastalığına davetiye çıkardığını, bu ilkel ortamda çalışmak zorunda olan müvekkilinin kendisinden istenilen bütün önlemleri almış olsa bile hastalığa engel olacak konumda olmadığını, dolayısıyla hastalığın meydana gelmesinde müvekkiline atfedilecek bir kusur ve sorumluluk söz konusu olmadığını, nitekim 29.08.2017 tarihli raporda da olayda davacıya atfedilebilecek bir kusur olmadığının tespit edildiğini, Mahkeme kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 19.09.2021 tarihli heyet kök raporu ile müvekkili şirketin %75, davacının ise %25 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, itirazları doğrultusunda hazırlanan ek raporda ise itirazlarına konu hususlar değerlendirilmeden kusur oranlarında bir değişiklik yapılmadığını, öncelikle davaya konu hastalığın gerçekleşmesinde önlenilmesi mümkün olmayan olayların etkisi bulunduğunu, zira aynı iş ortamında çalışan işçilerden sadece davacının meslek hastalığına maruz kalmasının davacının ortamdaki tozdan daha fazla etkilenen bir genetik yapıya sahip olması ile ilişkilendirilmesi gerektiğini, taraflarınca 27.01.2022 tarihli beyan dilekçesi ekinde 2011 ve 2014 yıllarına ilişkin İç Ortam Toz Ölçüm Raporları ve Koruyucu Donatım Zimmet Formlarını içerir belge ve evraklar tekraren sunulmuş olup, ilgili evraklar doğrultusunda fabrikanın herhangi bir noktasında ISG sınır değerlerinin aşılmadığının sübuta erdiğini, ancak söz konusu belgelerin bilirkişilerce incelenmediğini ve bu şekilde eksik inceleme yapıldığını, diğer bir konunun ise kusur raporunda müvekkili şirketin sağlık kontrolünü takip etmediği ifadesi olduğunu, davacının sağlık probleminin müvekkilinin ısrarlı takibi neticesinde ortaya çıktığını, iş yeri hekiminin kontrolleri sonucu davacının Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesine yönlendirildiğini ve davacıya koah hastalığı teşhisi konulduğunu, davacının kendi beyanından da anlaşılacağı üzere, davacının solunum hastalıklarının en büyük sebebi olan sigarayı kullandığını, davacının sigara kullanmasının bu hastalığın oluşması ve tetiklenmesindeki baş etken olduğunu, hesap bilirkişisi tarafından tanzim edilen 06.05.2022 tarihli raporda, Bölge Adliye Mahkemesi ilamında atıfta bulunulan PMF 1931 hesaplama sistemine göre de bir hesaplama yapılması ve TRH 2010 sistemi ile arasında kıyaslamalı olarak kanaatte bulunulup takdirin İlk Derece Mahkemesine bırakılması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararında hesap bilirkişisince hiçbir şekilde dikkate alınmayıp yalnızca TRH 2010 yaşam tablosu uyarınca hesaplama yapılmasının son derece hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... kusur oranı, meydana gelen malüliyet derecesi, paranın satın alma gücü, belirlenen oranın manevi tatmin duygusunu gidermesi ve caydırıcılık uyandırma unsuru birlikte değerlendirildiğinde takdir olunan manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olmadığı, eksik belirlendiği anlaşılmakla davalının istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne karar verildiği..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında;
"Davanın kısmen kabulü ile
1- 352.548,49 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 01.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2- 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 01.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine," şeklinde karar verilmiştir.