V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Yağma suçunu düzenleyen TCK'nın 148. maddesi şöyledir; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.".
Madde gerekçesi ise şu şekildedir; "Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.".
TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur."
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ihtilaf; malvarlığına karşı işlenen bir suç olması itibarıyla aynı hırsızlıkta olduğu gibi yağma suçunda da suç konusu taşınır malın sanığın hâkimiyet alanına sokulması anına kadar gerçekleştirilen icra hareketlerinin teşebbüs aşamasında kalmış sayılmasının mümkün olup olmadığı ile ilgilidir.
Yapısı itibarıyla yağma, teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı teslim alamadığı hâllerde, yağma suçu teşebbüs aşamasında kalmış sayılır. Bu hususta doktrin ve uygulamada bir ihtilaf yoktur.
Ancak Özel Dairenin düşüncesi şu sebeplerle mümkün ve isabetli görülmemiştir:
a. Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz (TCK madde 42). Esas itibarıyla birden fazla bağımsız suçun, unsur veya ağırlaştırıcı neden ilişkisine dayanılarak normatif/hükmi bir nitelik izafe edilmek suretiyle hukuken tek fiil, dolayısıyla tek suç sayıldığı bu suç tipinin kendine özgü, bileşenlerinden tamamen farklı ve yeni, bağımsız bir suç olarak ortaya konduğu açıktır. Bu hâliyle diğer usul ve/veya maddi ceza hukuku nomları ile olan ilişkilerinin de bu kimliği üzerinden değerlendirilmesi ve belirlenmesi gerekir. Netice itibarıyla mürekkep suç içinde erimiş olan bileşen suçlar hakkında belirlenen ilke ve uygulamaların, mutlak bir kabul ve kıyasla mürekkep suç yönünden de tatbikinin her zaman isabetli sonuç vermeyeceği bilinmelidir.
TCK'nın 148. maddesinde düzenlenen yağma suçu da tehdit veya cebir ile hırsızlık suçlarından mürekkep bir bileşik suçtur (CGK'nın 01.03.2016 tarihli ve 2014/263 E. - 2016/107 K. sayılı kararı). Her ne kadar hırsızlık suçu ile birlikte TCK'da Onunucu Bölüm'deki "Malvarlığına Karşı Suçlar" kapsamında yer almakta ise de gerek hukuken koruduğu değer(ler) gerekse suçun unsurları yönünden hırsızlıktan farklı bir suç olduğu hususu tartışmadan varestedir.
b. Bu cümleden olarak, hırsızlık suçunda olduğu gibi malvarlığına karşı işlendiğinde ve hukuken mülkiyet/zilyetlik hakkını koruduğunda kuşku bulunmayan yağma suçunun, bununla birlikte kendisini oluşturan diğer suçların korudukları kişi hürriyeti ve vücut dokunulmazlığı gibi değerleri de koruduğu açıktır.
Cebir veya tehdidin etkisiyle mağdurun malı teslim etmesi veya alınmasına karşı koyamaması hâlinde mülkiyet/zilyetlik hakkından bağımsız olarak mağdurun kişi hürriyeti ve vücut dokunulmazlığı hakkının ihlali, yani bileşen/araç suç tamamlanmış olacaktır. Yağma suçu araç hareketler (bileşen bazı suçlar) bakımından kişiye, amacı bakımından ise zilyetlik ve mülkiyete yönelik bir saldırıdır (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 671).
c. Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Görüldüğü gibi korunan hukuki değerlerden de hareketle suçun unsurları ile tamamlanıp tamamlanmadığı hususu sanık değil ve fakat mağdur merkezli olarak belirlenmiştir. Böylece suçun tamamlanıp tamamlanmadığı yönünden belirleyici kriterin, suç konusu taşınır malın sanığın hâkimiyet alanına sokulup sokulmaması değil, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelip gelmemesi olduğu anlaşılmaktadır.
Keza, "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak" şeklinde tanımlanan hırsızlık bakımından suçun tamamlanmış sayılmasının, yarar sağlamak saikine atfen uygulamada geliştirilen, yarar sağlamanın asgari zorunluluğu bağlamında failin malı egemenlik alanına sokması şartına bağlanması, anılan suça özgü, istisnai bir durumdur. Bu kriterin kıyasen yağma suçu yönünden de uygulanmasına hukuki bir dayanak olmadığı gibi istikrar kazanmış uygulamaların değiştirilmesini gerektirir haklı bir neden de görülmemiştir.
Malın teslim edilmesi veya alınması ise suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp kaçarken yakalanması hâlinde suça teşebbüs değil tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir (Nur Centel - Hamide Zafer - Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406). Madde gerekçesinde verilen örneğe göre de, evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 tarih 2014/263 -2016/107 ve 05.04.2023 tarihli ve 2022/64 E. - 2023/204 K. sayılı kararlarında da aynı sonuçlara ulaşılmıştır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Suça sürüklenen çocuğun bıçak göstermek suretiyle şikâyetçinin cep telefonunu alarak ara sokağa gitmesi şeklindeki tipe uygun hareket ile yağma suçundaki malın alınması unsurunun gerçekleştiği ve şikâyetçinin mal üzerindeki tasarruf olanağının ortadan kalktığı anlaşılan olayda müsnet yağma suçunun tamamlandığı, bu aşamadan sonra şikâyetçinin ara sokakta bulundukları sırada suça sürüklenen çocuğun elinden cep telefonunu geri almasının yağma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı şeklinde yorumlanamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.