Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatın büyük bir bölümünün zaten müvekkillerinin murisi ... tarafından inşa ettirildiğini, davacıların murisi olan ... ile müvekkillerinin murisi olan ...ın kardeş olduklarını, müvekkillerinin murisi ...ın, kardeşinin oturması ve ev sahibi olmasını istediğinden dolayı yalnızca alt katın kalan kısmına yaptığı masrafların kendisine verilmesi ve tamamlanmayan kısma ilişkin olarak da ... tarafından gerekli masrafın yapılması kaydıyla ilk katın yapılmasına ve ...’ın bu katta oturmasına muvafakat ettiğini, dava konusu muhdesatın ikinci ve üçüncü katının tamamen müvekkillerinin murisi ... tarafından inşa edildiğini ve tamamlandığını, davacılar vekilinin soyut beyanlarla 40.000,00 TL tazminat talep ettiğini ancak bu talebini dayandırdığı hukuki gerekçeleri açıklamadığını, haksız, mesnetsiz, hukuki dayanaktan yoksun ve soyut nitelikteki bu talebin bir bütün olarak reddine karar verilmesini talep etmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Türk Medeni Kanunu 724 üncü maddesinde, mülkiyetin devri için herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmediğini, Kadastro Kanunundaki genel düzenlemenin bu davada uygulanma olanağı olmadığını, tapu kaydındaki muhdesat beyanında binanın 2/3'nün müvekkillerinin murisine ait olduğunun yazılı olduğunu, kadastro tespiti sonrasında da müvekkillerinin muhdesata ilişkin şahsi haklarının korunduğunu, müvekkillerinin,...Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/139 E. sayılı dosyası ile davalılardan ... ve ...’nın ortaklığın giderilmesi davası açtığından haricen haberdar olduklarını, davayı açan mirasçıların, müvekkillerini, kullanımlarındaki muhdesattan (binadan) çıkartmak istediğini, davacıların ahde vefa ilkesine aykırı davrandığını, ortaklığın giderilmesi davasında müvekkilleri taraf olmadığı ve taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğinde müvekkillerinin açık bir biçimde hak kaybına uğrayacağını, müvekkillerinin murislerinin dava konusu taşınmaz üzerindeki binayı iyi niyetli olarak ve davalıların murislerinin talebi üzerine yaptırdığını, dosyada 3 raporun mevcut olduğunu, bu raporların tamamının birbiriyle çelişkili olduğunu, bu raporlara dayanılarak verilen kararın açıkça usule, esasa ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece verilen ilk karara karşı sadece kendilerinin istinaf başvurusunda bulunduklarını, ancak istinaf kararı ve sonrasında yerel mahkeme kararı ile taleple bağlılık ilkesine aykırı bir biçimde aleyhlerine hüküm kurulduğunu, binanın arsadan çok daha değerli olduğunu bu nedenle davanın haklı ve hukuki olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; tapudan gelen tapulama tutanaklarından, dava konusu taşınmazdaki tespitin 29.02.1988 tarihinde kesinleştiği, temliken tescile konu binanın ise 1970-1975 yıllarında kadastrodan önce yapıldığının anlaşıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12 nci maddesi üçüncü fıkrası gereğince “kadastro sırasında düzenlenen tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” düzenlemesinin yer aldığı, o halde; mahkemece davaya konu taşınmazla ilgili, tapu müdürlüğünden kadastro kesinleşme tutanakları istenilerek, temliken tescile konu yapının, kadastro öncesi yapılmış olduğu sabit olmakla ve temliken tescile konu tapu iptal ve tescil davasının Kadastro Kanunu 12 nci maddesi üçüncü fıkrası gereği hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesinin doğru olduğu, ayrıca davacıların terditli olarak istediği tazminat taleplerinin reddine yönelik husus, istinaf nedeni olmasa da bir an terdiden istenen tazminat isteminin reddi kararının istinaf edildiği düşünülse bile; Türk Medeni Kanunu’nun 722 nci maddesi ve aynı Kanunun 723 üncü maddesi gereğince; Malzeme sökülüp alınamazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar, bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir. Şeklinde düzenleme bulunduğu, 02.02.1991 gün, 1990/1 E-1991/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi iade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tespit edilmesinin gerektiği, sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade isteminde bulunabilmek için bir tarafın malvarlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhine çoğalması gerektiği, bu azalma ve çoğalmanın, dava konusu taşınmazın davacı tarafından davalıya teslim edildiği tarihte gerçekleştiğinin kabulünün zorunlu olduğu, buna göre taşınmazın davanın açıldığı sırada davacı tarafından fiilen kullanıldığının anlaşılması durumunda, davacının, taşınmazı iade etmeden yaptığı masrafları talep edemeyeceği, somut olayda, davalılarca taşınmaza ve muhdesata fiilen el atılmadığı, muhdesatın satılmadığı, sadece ortaklığın giderilmesi davası açıldığı, davacılar beyanlarında ve bir kısım tanık beyanlarında taşınmazın halen davacılar kullanımında olduğuna dair ifadeler yer aldığı, o halde; mahkemece davacıların terditli talepleri hakkında yapıların halen kullanımlarında olmalarından ötürü tazminat istemlerinin reddine karar verilmiş olmasında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı gerekçeleriyle davacılar vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.